Hasan AKAR.”GÖĞÜ SELAMLAYAN TOPRAKLAR ŞAVŞAT’TAN NİKSAR’A GÖÇ EDEN BİR AİLENİN DEĞERİ SAKARYA GAZİSİ ÖĞRETMEN OSMAN NURİ SAKARYA”

1979 yılında Erzurum Tortum’da başladığım öğretmenliğimin üçüncü yılında devlet bizi Artvin’e gönderdi.1980 öncesi meydana gelen terör ve siyasi sıkıntılardan dolayı Artvin il ve ilçelerinde bulunan görevli, özellikle de yerli öğretmenleri Milli Eğitim Bakanlığı, Sıkıyönetim Komutanlığı önerisiyle 1980 Askeri İhtilali sonrası başka illere tayin etmiş yerine de apar topar bizleri göndermişti. Yürekleri memleket sevgisi ile dolu Artvinliler o dönemde terör örgütlerinin baskısı ile sindirilmiş, büyük acılar yaşamıştı maalesef.1981 Aralık ayında Arhavi Lisesi’nde başladığım görevime daha sonra Şavşat’ta devam ettim. Bir valizimiz vardı, nereye derlerse gidecek azim ve yaştaydık. Memleket bizimdi, milli ve manevi değerlere bağlı yetişmiştik kısacası.Erzurum’dan sonra Artvin’de üç yılı aşkın görev yaptım ve güzel hatıralarla Tokat/Niksar’a döndüm. Veda zordur, nasip bitmişti o topraklarda yapacak bir şey yoktu. Gözümüz ve gönlümüz yaşlı ayrıldık tabiatla ve hayatla mücadele veren çilekeş insanların yaşadığı; yeşilin çeşidinin ve tonlarının tanımın yapılamayacağı o güzel memleketten.Kırk yıl geçti aradan ama neredeyse bütün öğrencilerimle görüşüyorum desem abartmış olmam herhalde. Hatta Şavşat Çoraklı (Garkilop) Köyü’nün İstanbul’daki derneklerinin de üyesiyim. Üç yıl evvel de derneklerinin düzenledikleri geceye Mehmet Akif ERSOY’un torunu Selma Argon Hanımefendi ile birlikte davet edilme ve katılmanın onurunu yaşadım. Cilveli oyu, Atabarını, çift jandarmayı, Coşkun Çoruh’u yine beraber oynadık o gece öğrencilerimle el ele…1985 yılında eş durumundan Niksar’a tayin olunca görev yaptığım Şavşat’tan daha önce Niksar’a yerleşmiş ailelere –rahmetli Çilehane İmamı Sait Yılmaz ve Yusuf Ayverdi’ye-mektup bile getirdim. Kaderin güzel bir cilvesidir ki “ Göğe bakan topraklardan Şavşat’tan göğü selamlayan topraklara Niksar’a” gelmiş ve orada yuva kurmuştum.Memleketimin Efkâr Tepesi’nin o efkârlı insanlarını, Bilbilan yaylasının, Sahara’nın, Arsiyan’ın, Çağlayan’ın, Çoraklı’nın ,Atalar’ın, Şenköy’ün, Şalcı’nın o tertemiz çiçekleri öğrencilerimi çok sevdim, ışık olmaya çalıştım. Karda, tipide onlarla savruldu bedenim ve onlarla ısınıp sevgi doldu yüreğim. İnşallah o sevgi ömrüm bitinceye dek daim olacak. Artvin’in, Şavşat’ın uzantısını 1985 sonlarında geldiğim Niksar’da görmek bu şehirle ilgili bende apayrı duygu oluşturmuştu.…1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı sonrası Şavşat’tan Niksar’a göç eden vatandaşlarımızın yaşadığı köyleri Sorhun’dan ,Gidiver’e ,Muhtardüzü’ne tek tek gezdim ve o anlar kendimi Artvin’de hissettim. Ve anladım ki tabiat yapısı bakımından Şavşat’tan fazla farkı olmayan Niksar’a Osmanlı Devleti bu savaş ve göç mağdurlarını özellikle yerleştirmişti. İşte O Toprakların Niksar’da Unutulmayan Bir Değeri Sakarya Gazisi, Cumhuriyet’in İlk Öğretmenlerinden Osman Nuri Sakarya Halk arasında Muallim Nuri Efendi olarak da bilinen Osman Nuri Sakarya 1895 Niksar Sorhun Köyü doğumlu. Babası Dursun Ağa, annesi Firuze hanımdır. Dursun, on beş yaşında iken Rusların Artvin’i işgali üzerine Şavşat İmerhav/ Meydancık’a bağlı Ziyos /Tepebaşı Köyünden yollara düşüyor ailesiyle birlikte.(Gelenlerden bir kısmı da Gidiver Köyü’ne yerleştirilmiştir)Ailesi Şavşat’ta Sarvanidzade (Servan oğulları) olarak bilinmektedir. Yolda hemşerisi Şavşat Çağlayan Köyü’nden Firuze Hanım’la tanışıyor, Sorhun’a yerleştiklerinde de sade bir düğün töreni ile evleniyorlar.Dursun, çevresinde çok güvenilir bir delikanlı olarak kısa sürede tanınır. Öyle ki 1902 yılında yirmi beş yaşlarında iken bu güvenirliliğinden Sorhun Köyünün mera olarak ortaklaşa aldığı Niksar Ovasındaki Kömüşlük mevkiinin tapusu onun üzerine yapılır. Nuri, Alişan, Temur ve Osman adını verdikleri üç evladı olur. Dursun Ağa daha sonra eşi Firuze’den için “Yörenin yemeklerini fazla bilmiyor, tarla işlerini yetiştiremiyor” bahanesi ile Eskidir kasabasından bir kadınla evlenir. Sabri, Şükrü, Hatice doğar. Firuze’den doğan Osman yaşı gelince askere alınır. Gidişinden kısa bir zaman sonra karalama haberi (şehitlik haberi) gelince Dursun Ağa’ya felç iner. Osman Nuri’nin Okul ve Savaş YıllarıSorhun’da büyük bir koyun sürüsü sahibi olan Dursun Ağa, altı yedi yaşlarında olan oğlu Nuri’yi Niksar’da arkadaşı Tabakçı Hacı Hasan Ağa’nın yanına verir. Hacı Hasan Ağa Dursun Ağa’ya :”Dursun Ağa sende erkek evlat çok bende kız var, Nuri’yi bana ver .” deyince Dursun Ağa da yakın arkadaşını kıramaz Hasan Ağa’nın yanına verir. Hasan Ağa Nuri’yi önce Niksar Taş Mektep’e gönderip okutur. Bu eğitimini Niksar Rüştiyesi ile devam ettirir. Oradan da 1912 yılında Niksar Rüştiyesi’nden aldığı diploma ile İstanbul Fatih Gelenbevi Orta Mektebi’ne (sonra Sultanisi olmuştur) gönderir.(İstanbul yolculuğu at ve trenle bir ay sürmüştür).Osman Nuri, okulun 398 numaralı öğrencisi olur. Yaşı küçüktür, ilk defa memleketinin dışına çıktığından İstanbul’a ve okula uyum sağlamada sıkıntılar yaşar. Nihayetinde bu zamanla derslerine yansır.1329-1330 (1913-1915 )öğretim yılındaki imtihanlarda terfi edemeyerek 8.sınıfta ibka edilir.(azledilir) Harb-i Umumi ilanında hizmeti maksureye (kısa dönem askerliğe) tabi tutularak İstanbul İhtiyat Zabit Talimgâhına sevk olunur.1911 yılında öğretime başlayan Gelenbevi Orta Mektebi açıldığı ilk döneminde ve sonrasında çok kaliteli bir eğitim veren kurumdur. Buradan yetişenler arasında Ord. Prof. Dr. Şemsettin Günaltay, Tevfik İleri (Milli Eğitim Bakanı),Muallim Cevdet, Nihat Sami Banarlı, Ord. Prof. Dr. Mükrimin Halil Yinanç, Abdulbaki Gölpınarlı gibi değerli şahsiyetler bulunmaktadır.Öğretmen ve öğrencilerinin bir kısmı Çanakkale Savaşlarına, Birinci Dünya Savaşının değişik cephelerine gönderilen okul, savaş yıllarında öğretime ara vererek hastane görevinde ve cephane üretim merkezi olarak değerlendirilir.Osman Nuri, ikinci sınıfın sonunda Birinci Dünya Savaşı çıkınca (Harb-i Umumi, Seferberlik) 28 Temmuz 1914’de askere alınır. Önce İhtiyat Zabit Talimgâhı’nda görevlendirilir.1 Kasım 1914’te de A sınıfının nakil ile İhtiyat Zabit Talimgâhı’nın “Acemi İkmal Taburu’nda” acemi muallimi olarak kalır. Altı ay sonra İstanbul Kandilli’de Dördüncü Depo Alayı’na tayin edilir.18 Temmuz 1915’de bu görevde iken zabit vekili olur. 29 Ocak 1916’da (29 Kanun-i sani 1332) 3.Fırka 165.Alay, 1.Tabur, 4.Bölük ile Filistin Cephesine hareket ederek bizzat savaşın içinde bulur kendini.19 Nisan 1333 (1917) tarihinde İkinci Gazze Muharebesine katılır. Bu cephelerde savaşırken birliği ile birlikte İngilizlere esir düşer. İngilizler onu Mısır İskenderiye yakınında bulunan Seydibeşir Esir Kampı’na götürürler.İngilizler dünya kamuoyunda iyi intiba yaratmak için özellikle kamptaki subaylara daha iyi davranırlar. İngiltere Savaş Bakanlığı’nca rütbelerine göre maaş bağlanır, her türlü sosyal imkânlar sağlanır, oyun, müzik, tiyatro, spor gibi.Subaylara pirinç düğmeleri olan mavi ceket pantolon giydirilir, bazen serbest kıyafete izin verilir. Kıyafetler üzerinde onların esir olduğunu belirten beyaz metal plaka üzerine yazılmış esir numaraları bulunurdu.(Nuri Sakarya ailesine aktardığı anılarda kampta fazla sıkıntı çekmediklerini hatta bir miktar para da biriktirdiğini ifade etmiştir.)Osman Nuri, iki yılı aşkın süren esaret sonrası gemilerle önce İstanbul’a sonra memleketi Niksar’a döner. Çiçek düşkünü olduğundan gelirken yanında zakkum çiçeği bile getirip evinde sıcak bir ortamda koruyup büyütür.Nuri Sakarya ile ilgili 1929 yılında düzenlenen Tercüme Hâl Kâğıdında 10787 sicil numaralı ve İhtiyat Zabit-i Mülazım-i Evvel olarak görülmekte ve Birinci Dünya Savaşı’na katılım ve bitim süresi olarak toplam 4 yıl, 2 ay bilgisi bulunmaktadır. Birinci Dünya Savaşı sona erer ama 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerince memleketimiz yabancı devletlerle işgal edilince İstiklal Mücadelesi başlar. Osman Nuri bu kez kendini Mülazim-i sani (asteğmen)rütbesi ile İstiklal Savaşının Batı cephelerinde bulur. Önce Kütahya Muhaberatı Yedinci Fırka Hücum Taburuna tayin edildi. Savaşın en yoğun olduğu- 23 Ağustos -13 Eylül 1921 tarihleri arasında cereyan eden Sakarya Savaşı – sırasında cephede 27 Ağustos 1921’de siperde iken şarapnel ile bacağından (kalçasından) yaralanarak Yozgat Hastanesinde ameliyat edilir ve uzun bir müddet yatar. Bu sırada rütbesi Mülazım-i evvelliğe (üsteğmen) yükseltilir. Tedavisi sona erince Niksar’a gönderilir. Buradaki istirahatten sonra tekrar eski birliğine (Yedinci Fırka Hücum Taburu)döner.(Niksar’da iken 20 gün kadar da burada bulunan askeri birliğe iştirak etmiştir)Buradan da Yedinci Depo Alayı’na tayin edilir. Savaşın son dönemlerinde depodaki askerlerle birlikte cepheye hareket ederek, ihtiyat olarak kıtaları takip ederler.Balıkesir’de İkinci Ordu’ya katılıp 14.Fırka,30.Alay. 3.Tabur.12.Bölük’ten Piyade Makineli Tüfek sınıfından 15 Ağustos 1339 (1923 ) tarihinde terhis edilir. İstiklal Savaşı’ndaki toplam askerlik süresi de 2 yıl dört ay, bir gündür.Savaştan sonra Gazi unvanı alarak kırmızı şeritli İstiklal Madalyası sahibi olan Osman Nuri Efendi’ye bu durumundan dolayı 1934 yılında Soyadı Kanunu çıkınca aileye Niksar Nüfus Memurluğunca “Sakarya” soyadı verilmiştir.(Kendi ifadesine göre: Sakarya Muharebesindeki fedakârlığına mukabil Fevka’l adeden Mülazim-i Evvelliğe terfi ile bir adet Büyük Millet Meclisi Alinin yedinde mahfuz kırmızı kenarlı taltifname almıştır.12 Eylül 1337)Öğretmenlik YıllarıSavaş sonrası Osman Nuri Bey komutanları ve Niksar’da bulunan eşi subaylıkta kalmasını isterler ama hassas bir yapıya sahip olduğundan –esaret yıllarını da düşünerek – bu görevde kalmayı tercih etmeyerek teskeresini alıp memlekete döner. Cumhuriyetin ilanından sonra memlekette öğretmen açığı bir hayli fazladır o da verilen haktan yararlanarak gerekli müracaatını yapar. İlk görev yeri Tokat Maarif Müdürlüğü’nce 125 sicil numarası verilerek 6 Şubat 1924 tarihinde 450 kuruş maaşla atandığı Niksar Gazi Ahmet Danişmend Mektebi’dir.1 Mayıs 1924’e kadar bu görevde kalır ancak beş ay kadar açıkta kalıp bir bekleme süreci geçirir. Uzun bir bekleyişe rağmen bir türlü ataması yapılmayınca Niksar eşrafından Hurşitzâde Tombul Mehmet Efendi Ankara’ya giderek Osman Nuri Bey’in tayini ile birlikte Ramiz Aybak, Remzi Zarakoğlu, Hüsamettin Bey, Abdurrahman Bey (Paketçi Kaya’nın babası),tayinlerini de yaptırır. 10 Ekim 1925 tarihinde tekrar eski görev yerine 600 kuruş maaşla tayin edilir. Maaşı 22 Mart 1926’da 800 kuruşa yükseltilir. Aynı tarihte bu maaşla Camii Kebir Muallimliğine nakledilir.1928 yılında muallimlerin kadroları yeniden düzenlenince 30 Eylül 1928’de 1500 kuruş maaşla Eskidir (Gürçeçme/Yapraklı) Köyü Mektebi’ne tayin edilir.1 Haziran 1930’da maaşı 17.500 kuruşa yükseltilir. Üç yıl kadar burada görev yapan Osman Nuri Bey 30 Eylül 1931’de Avara(Serenli) Köyü öğretmenliğine tayin olur.1 Ekim 1931’de başladığı bu görevini 8 Ekim 1938 tarihine kadar sürdürür. Aynı ay içinde Geyran (Yazıcık)Köyü’ndeki görevine başlar.Osman Nuri Bey,1939 yılında Kelkit vadisinde meydana gelen, Niksar’ı da can ve mal kaybı açısından etkileyen kırk bini aşkın can kaybının yaşandığı Erzincan Depremi sırasında iki gün enkaz altında kalır, ev sahibi Yusuf Ağa ve bir komşusunun yardımı ile kurtarırlar ve kağnı ile Niksar’daki evine getirirler. Uzun bir tedaviden sonra tekrar görevine döner.(Halis Cinlioğlu Kütüphanesi’nde bulunan Tokat Pansiyonu Kayıt Defteri’nde Nuri Sakarya’nın velisi bulunduğu oğlu İsmet Sakarya ile ilgili bilgi verilirken Nuri Sakarya’nın Lâdik (Gökçeli) kasabasında 1942-1943 yıllarında öğretmen olduğu görülmektedir.)Ancak aynı yerde fazla çalışma isteği kalmayınca müracaatı üzerine Osman Nuri Bey, yeniden Avara Köyü İlkokulu Başöğretmenliği ’ne atanır.1950 yılında yeniden tayin isteyince şehir merkezine daha yakın olan Kakün Köyü (Çimenözü) Başöğretmenliğine atanır.O, binlerce öğrenci yetiştirdikten sonra son görev yeri Kakün (Çimenözü) İlkokulu Başöğretmeni iken 1951 yılında emekli olur. Çalıştığı köylerdeki kız öğrencileri yatılı okullarda okumaları için yönlendirmiştir.Evliliği ve Ailesi İlk evliliği yanlarında kalıp onu okutan Hacı Hasan Efendi’nin kızı Hamide Hanımla 3 Mayıs 1336’da (1920) olur. İlk kızı Saadet (1924)yılında doğar. Daha sonra Sadakat (1927), İsmet (1928) ve Sabiha dünyaya gelir. Kalp rahatsızlığı ve iltihaplı romatizması olan eşini 1935 yılında 36 yaşında kaybedince ikinci evliliğini yaşı kendisinden bir hayli küçük 1923 doğumlu Behiye (Fatma ) Hanım ile yapar. Behiye Hanımın ailesi Ordu’dan Niksar’ın Tenevli (Işıklı) Köyü’ne yerleşmiş kültürlü bir ailedir. Babası Halil Ağa (Kilci) annesi Mevlüde Hanım’dır. Behiye Hanım Osman Nuri Bey’in önceki hanımından olan çocuklarına kol kanat gerer.İlk hanımdan olan büyük kız Saadet (Hamide Hanım, Saadet’in doğumunda isminin konulması için 1920-1923 yılları arasında görev yapan Belediye Başkanı eşraftan Hacı Mahir Efendi’ye (1862-1937) gider. O da: “İstiklal Savaşında düşmanı yendik saadete kavuştuk onun ismi Saadet olsun” der) kardeşlerinin büyütülmesinde yeni annesine yardımcı olur. Bu hanımdan da Güler (1939),Gültekin (iki buçuk yaşında vefat),Güven (Gülsen-1942) ,Nursel (1944)ve Aysel (1946) doğar. Çocuklarından Güler, Güven ve Aysel hayattadır.Osman Nuri Sakarya 1926 yılında Çitçili Mehmet Emmi’nin önerisiyle annesinden kalan beş beşibirliği bozdurarak Mugayitlerden Karşıbağ’dan bahçe içindeki her tarafından rüzgar giren viran bir ev satın alarak yerleşir.1939 ve 1942 depremlerinde zarar gören bu evi yıktırıp yeniden yaptırır.(Bu evin son restorasyonu oğlu Dr. İsmet Sakarya tarafından yaptırılmıştır.)Emeklilik sonrası hayatını kışları Niksar’daki evinde, yazları Çamiçi Yaylası’nda geçirir. Sosyal hayattan ve arkadaşlarından kopmaz, kahvehane arkadaşlarını yalnız bırakmaz. Çocuklarının iyi bir öğrenim sürdürmeleri için yoğun çaba harcar. Bol bol kitap okur, evini gazetesiz bırakmaz.(Esaret yıllarında kâğıt ve tavla ustası olmuştur)1967 yılında vefat eder, Harmancık Mezarlığına defnedilir.Ruhu şâd olsun.NOT: Bu değerli insanın oğlu Dr. İsmet Sakarya ile ilgili çalışmayı da arkadaşım Araştırmacı –Yazar Mustafa Necati Güneş yaparak yazısını bu sütunlardan yayınlayacaktır.Kaynaklar: Rüştü Bozkurt, Unutulan Göç,Yaylacık Matbaası ,İstanbul ,2015Kızı Güler ve eşi Yılmaz Öz ile 2014 Eylül ve 2020 Temmuz ayında yapılan görüşme Kızı Güven Türker’in İstanbul’dan 26.02.2009 tarihli gönderdiği mektup ve fotoğraflarHasan Akar, “Bir Çift Yürek ya da Bir Güler Ana” Belgeseli Tokat 2008 Hanife Sakarya, (Nuri Sakarya’nın oğlu Dr. İsmet Sakarya’nın eşi ) ile 2020 Temmuz ayında Niksar’da yapılan görüşme Kızı Sadakat Özdemir’le 23.10.2009 tarihinde M. Necati Güneş’in yaptığı röportajTorunu Hülya Sakarya ile 2020 Temmuz ayında yapılan görüşme Torunu Fatma Sakarya ile Ağustos 2020’de yapılan görüşme ve Amerika’dan gönderdiği Osmanlıca Belgeler ve Mazbatalar.Kızı Aysel Karakuş ile 2020 Ağustos ayında yapılan görüşme.+5

311Sən, Ilhan Koçgöz, Rasim Yılmaz və başqa 308 nəfər163 Rəy15 PaylaşmaBəyənRəyPaylaş

MAHMUT HASGÜL KARDEŞİMİN BİLGİ VE BİRİKİMLERİNİN GÜL YÜREĞİ İLE BÜTÜNLEŞTİRDİĞİ YENİ ESERİ

Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği Başkan Yardımcısı,Kümbet Dergisi Genel Yayın Yönetmeni,İLESAM İl Denetleme Kurulu Üyesi ,Araştırmacı-Yazar Mahmut Hasgül bu eserinde:Gençliğe vizyon kazandıran,onlara ufuk açan bir çalışmayı sergiliyor.Çarpıcı hikayeler,örnekler ve tespitlerle zenginleştirilen bir başucu kitabı özelliği taşıyor.Sivas Vilayet Yayınları arasından çıkan bu kıymetli eseri kütüphanesine kazandırmak isteyenler;Mahmut Hasgül TR 730001200966800001012886 Numaralı banka hesabına kargo dahil 20 TL yatırdıklarında eser adreslerine hemen gönderilecektir.İLETİŞİM: Mahmut Hasgül:0531 623 3699Hasan Akar: 0533 557 1654Saygı ile duyurulur…

Almaz Ülvinin “Əlişir Nəvainin əsri və nəsri” monoqrafiyası çap olunub

AMEA Nizami Gəncəvi adına Ədəbiyyat İnstitutunun “Sənətkarın elmi pasportu” seriyasından 11-ci kitabı işıq üzü görüb. İnstitutun Azərbaycan – Türkmənistan – Özbəkistan ədəbi əlaqələri şöbəsinin müdiri, filologiya elmləri doktoru Almaz Ülvi Binnətovanın “Əlişir Nəvainin əsri və nəsri” adlı kitabı çap olunub. “Əlişir Nəvainin əsri və nəsri” adlı kitabda dahi sənətkarın elmi-filoloji və dini-təsəvvüfi əsərlərinin məzmun şərhi, bəzən mətn tərcümələri təqdim edilib. Kitab Ədəbiyyat İnstitutunun Elmi Şurasının 3 iyul 2020-ci il tarixli 3 saylı qərarı ilə yayımlanıb.

Kitabın elmi redaktorları AMEA-nın birinci vitse-prezidenti, Nizami Gəncəvi adına Ədəbiyyat İnstitutunun direktoru, akademik İsa Həbibbəyli və Özbəkistanın nəvaişünas alimi, filologiya elmləri doktoru, professor Şöhrət Siracəddinovdur. Monoqrafiya akademik İsa Həbibbəylinin “Azərbaycan nəvaişünaslığının yeni səhifəsi” adlı əhatəli ön sözü ilə nəşr edilib. Kitabın rəyçiləri filologiya elmləri doktorları Ataəmi Mirzəyev, Yaşar Qasımbəyli və filologiya üzrə fəlsəfə doktoru Akif Azalpdır. Məsul redaktoru isə filologiya üzrə fəlsəfə doktoru, dosent Şəhla Məcidovadır.

570 səhifədən ibarət kitabın ilk fəsli “Əlişir Nəvai: dövrü, həyatı və yaradıcılığından səhifələr” adlanır. Həmçinin “Əmir Əlişir Nəvainin bu tədqiqatda bəhs edilən elmi-filoloji və dini-təsəvvüfi əsərlərinin xronologiyası” da yer almışdır. Kitabda tədqiqatın qısa mahiyyətini ifadə edən ingilis dilində geniş xülasə, ədəbiyyat siyahısı və müəllifin Əlişir Nəvai, özbək ədəbiyyatı və ədəbiyyatşünaslığı ilə bağlı yazdığı kitabları və məqalələri də təqdim edilib. Kitab “Elm və təhsil” nəşriyyatında çap olunub.

Gülnar SƏMA,

Azərbaycan Milli Elmlər Akademiyası (AMEA) Nizami Gəncəvi adına Ədəbiyyat İnstitutu, İctimaiyyətlə əlaqələr şöbəsi