“Hece Taşları” aylık şiir dergisinin 54. sayısı yayında

Rahatlık bir çakırdikeni gibi, batmaya başladı insanoğluna, yalın ayak altta don yok gezerken, yufka arasına bulursa soğan, bulamazsa suyu katık ederek, yediği günleri hesaba katmaz, dünyanın yarısı kıtlık çekerken, çocuklar babasız boyun bükerken, analar içini göğe dökerken, kimisi kasapta eti beğenmez, kimi lionslara kapağı atar, kimi cemaatte kazan kaynatır, sınırsız özgürlük naralarıyla, nefsini put yapıp tapan tapana.

Ar çatladı yırtık hayâ perdesi, aynalarda görünmüyor yüzümüz, görmezlikten gelir herkes herkesi, başörtüsü artık moda aracı, soyunmanın adı cüretkar oldu, hünsalar meydanda eylem yapıyor, bel altına kaydı aşkın anlamı, hayvanlar insandan utanır oldu, sözün doğrusuna kulak asan yok, ellerimiz bizim ele benzemez, tarih tekerrür mü ediyor yoksa, nerde yanlış yaptık ulu hocalar, yaşasın Sodom ve Gomore deyip, şeytanın yoluna sapan sapana.

Parti de pırtı da demokrasi de, oyunun içinde başka bir oyun, menfaat nerdeyse koçlar orada, koyunlara bol bol melemek düşer, şehir eminleri eskisi gibi, zorla seçilmiyor iş kolaylaştı, işkembeden fazla atan kazanır, üyelerden çok parayı bastıran, ne kadar ekmekse o kadar köfte, sürgit işler kazan kazan mantığı, nasıl olsa deniz devletin malı, lisans yetmez oldu namussuzluğa, yemeyeni enayiden sayarlar, fırsatını bulup kapan kapana.

Anlaşılan dünya artık yaşlandı, tövbe kapıları kapanmak üzre, maç başladı hıncahınç bir statta, herkes sendi sahasında oynuyor, kimi gölgesine çalım atıyor, kimi top çevirir kendi kendine, Meksika dalgası tribünlerde, herkes kendi kalesine şut çeker, onsekiz içinde on bir kişinden, atak yapan olmaz rakip sahaya, herkes kendi kalesine gol atar, kendi sahasında kaybeder herkes, İsrafil’in sur düdüğü elinde, Allah’ın ipinden kopan kopana.

Tayyib ATMACA

“Hece Taşları” aylık şiir dergisinin 53. sayısı yayında

Uçakla Biçtiler Gökekinleri

İnsan geç yetişen nesil ağacı, nasıl bakar isen öyle yetişir, vakti gelip sorumluluk alınca, çağ açıp kapatan bir fatih olur, dağlarda yürütür kadırgaları, barışta bir şefkat elçisi olur, nerede bir mazlum feryadı duysa, gözünü kırpmadan sefere çıkar, karşısına küffar ordusu çıksa, döne döne meydanlarda vuruşur, ya şehit ya gazi
olmadan dönmez. bazen ulubatlı bir hasan olur, burçlarda bağrını sipergâh eder, düşürmez elinde şanlı sancağı.

İnsan azdığında yoluna çıkan, bir serçeye bir şarjörü boşaltır, kibrinden gözünün önünü görmez, hak hukuk adalet güçte toplanır, gücün yoksa haksızlığa uğrarsın, arkanda bir dayın varsa korkmazsın, hangi yana vursan keser kılıcın, sözünün üstüne söz diyen olmaz, aldatmayı sever asla aldanmaz, konuşurken yüksek sesle konuşur, alçaklarla alçalarak yükselir, o konuşur herkes başını eğer, devamlı kendine yontar keseri, haşa yüksek dağlar onun eseri.

İnsan sabır tezgâhında yetişir, kazanırken alın terini döker, haramın semtinden transit geçer, verirken gözünü yumarak verir, alırken utanır titrer elleri, bir kuş görse selam verir gülümser, çocuk görse içi içine sığmaz, elinde avcunda ne varsa verir, gönül yapar gece gündüz durmadan, bir yetimi görse okşar başını, sözün doğrusunu taşır yanında, yunus gibi çiçeklerle konuşur, can deyince bin can çıkar ağzından, susunca içinden inci çıkarır.

İnsan yaşadığı çağa tanıktır, iki bin on altı on beş temmuzda, ay küstü yıldızlar görünmez oldu, masum insanların canevlerine, gökten ölüm yağdı yollar kapandı, bu vatanın toprağında yetişen, aklını düşmana ipotek eden, hasan sabbah mektebinde okumuş, kanında türklükten damla kalmamış, birbirinden tehlikeli mankurtlar, birden bire canavara dönüştü, leopar tanklarla köprüyü tuttu, insan harmanına ateş bırakıp, uçakla biçtiler gökekinleri.

Tayyib ATMACA

Tayyib ATMACA.Muhteşem şiirler

Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Türkiye temsilcisi

İki Ateş Arasında

Yürüdü çiçekler göçtü vaktimden,
Yüreğim bir deprem bölgesi şimdi
Ben Mecnun’um hala o Leyla değil,
Kalmadı o aşkın gölgesi şimdi.

Gözleri hülyamı teslim alırdı
Körüğün önünde har’dı elleri.
Her yokuş sonunda korku tuzağı,
Ya da bana göre ‘yar’dı elleri.

Gönül zindanında yattığım oldu
Bir kez yoklamadı kuşluk sırası,
Varsın iy’olmasın hatıra kalsın,
Saçının açtığı kırbaç yarası.

Yalnızlık

daha ten çıkmadan kentin dışına
başını alır da gider yalnızlık
kalabalıklarda yalnız başına
karanlık koynunda yatar yalnızlık

şekile kalıba oturmaz boyu
kabarır köpürür azar gün boyu
sofraya varmadan ekmeği suyu
can ocakta kaynar tüter yalnızlık

“Hece Taşları” aylık şiir dergisinin 52. sayısı yayında

Lamba Yandı Ben Camında Üşüdüm

Ben bir şiir avcısıyım ağalar, ilk ava babamla birlikte çıktık, seyranî gösterdi hiciv
kuşunu, derdiçok’u çok okudum dertlendim, hayati vasfi’yi ahmet çıtak’ı, yola çıktığımda öyle tanıdım, abim salavan’da ben engizek’te, gönlümüzün evsininde yatarak, onun ürküttüğü kuşu ben vurdum, benim ürküttüğüm kuşu o tuttu, herkes gitti bir ben kaldım cela’da, başı kurtarmadık her gün belada.

Nerden çıktı ise bir serdengeçti, talip oldu avladığım kuşlara, her zaman mavzerim omzumda gezdim, ha hasan’a sıktım ha sana sıktım, kibrit kutusuna bir mektup koyup, mihriban’a saldım emmimoğluyla, onun da içine bir çıngı düşer, birlikte yanarız diye bekledim, bu arada askerlik de yaklaştı, orda da omzumda bir kırıkkale, garajda nöbette ülker avladım, yüzbaşıma dökemedim derdimi.

Aşkı kâğıtlara yazdım olmadı, kendime darıldım kızdım olmadı, lamba yandı ben camında üşüdüm, dünürcü gidenler gönlü boş döndü, sanki salavan’da bir çığ yürüdü, ben altında kaldım geceler boyu, ölümle kol kola gezdim dağlarda, sonra toparladım şükür kendimi, kalbime sözümü dinletemedim, engizek adında bir gazetede, şiir yazdım ona mektup yerine, çare yok kavlimiz mahşere kaldı.

Bin dokuz yüz seksen dörtte cela’dan, ankara’ya uçtu nasip kuşumuz, düşlerimde salavan’da dolaştım, bir gün boş dönmedim şiir avından, koşmadım peşinde şöhretin şanın, anadolu yüreğime dar geldi, bir uçtan bir uca türk illerini, ruhumla dolaştım dertle demlendim, dört mevsim ötede üşüdü bahar, eğilmeden bükülmeden

yaşadım, asumana bıraktığım sedalar, seksen yıllık bir hayatın dökümü. İki bin on iki haziran yedi, görklü melek geldi gidelim dedi, mehmet görmez üç tekbirle namaza, durunca ruhumda çiçekler açtı, meğerse ne kadar sevenim varmış, uzaktan yakından gönlü olanlar, kocatepe avlusuna sığmadı, peşimde bir düğün alayı vardı, kimseye küsmedim şahit atmaca, kuş gibi uçarak göçtüm dünyadan, muhsin’i kendime komşu seçmiştim, arvasi yanına koydular beni.

Tayyib ATMACA

“Hece Taşları” aylık şiir dergisinin 51. sayısı yayında

Başkasının ağzı ile konuştuk, kendi aklımızda kiracı olduk, bütçemize uygun muhavazakar, otellerde yerimizi ayırttık, alkol yok çok şükür diskoda barda, yasak değil elbet eylenmek gülmek, neşemize biraz neşe katalım, biz de eller gibi sitres
atalım, bu fırsat bir daha ele mi geçer, devlet denizinin sahillerinde, haşemayı giyip spor yapalım, kazancını kim yanında götürdü, yalancı dünyadan bir yer kapalım.

Mevkilere makamlara gelince, kalbimizin kulağını tıkadık, güneş gözlüğüyle baktık gözlere, kimseyi yüzünden okuyamadık, kuşlar ürktü avcumuzu açınca, yetimi mazlumu tanımaz olduk, verirken kibrimiz tavana vurdu, alırken yüzümüz hiç kızarmadı, keser gibi kendimize yonttukça, göbeğimiz dizimize yaklaştı, sayısı çoğaldı putlarımızın, hangisine secde etsek her akşam, öbürü sabaha yüz azdırıyor.

Derdimizi sevip ne yapacağız, herkes birbirinin etini yiyor, yedikçe semirdik birbirimizi, dünyayı kurtarmak bize mi düştü, elimize fırsat bir daha geçmez, yiyelim içelim keyif çatalım, her hafta başka bir şehre uçalım, sabah kahvaltısı mesela van’da, öğlen yemeğinde antep yapalım, akşama boğazda balık yiyelim, berat kandilinde edirne yapıp, vaaz dinleyelim selimiye’de, verdiği nimette şükür diyelim.

Napolyon buşuna para dememiş, yanlış anladıysam berat düzeltsin, eskidenmiş ekmek arası köfte, çok oldu açalı maymun gözünü, baldırı çıplaklar başka ülkede, göbeğini kaşır komşularımız, mutfağında güzel aşçıları var, gece gündüz kapısında güvenlik, özel okullarda tüm çocukları, yüksek tahsilini paris’te yapar, her çocuğun
ayrı arabası var, itiş tıkış gitmez metrobüslerde, muhtaç değil şükür kimse kimseye.

Tayyib ATMACA