11. asırda Doğu Anadolu yaylarında yaşayan Oğuz boylarının başından geçen olayları destan tipinde anlatan Dede Korkut Hikâyelerinde, o günkü Türk toplumunun değer yargıları, inançları, kültürel özellikleri ile ilgili pek çok veriye rastlarız. Bu değer yargıları günümüze kadar gelmiş, Türk toplumuna yön vermeye devam etmiştir. Millet olmanın ne anlama geldiğinin tam olarak anlaşılması için bu hikâyelerin kültürel açıdan incelenmesi gerekir. Bu saiklerle hikâyelerde yer alan değer yargılarını Dirse Han Oğlu Boğaç Han hikâyesinden başlayarak inceleyeceğiz.
KILICIMDAN MI GÖRDÜ, SOFRAMDAN MI GÖRDÜ?
Dirse Han oğlu Boğaç Han hikâyesinde, çocuğu olmadığı için kara otağa oturtulan Dirse Han, Bayındır Han’ın nökerlerine şöyle der:
-Bayındır Han, benim ne eksikliğimi gördü? Kılıcımdan mı gördü, soframdan mı gördü ki beni kara otağa kondurdu.
Böyle bir muameleye maruz kalmak haklı olarak Dirse Han’ın çok zoruna gider. Yiğitlikte ve cömertlikte bir noksanlığı yoktur ama Allah ona bir oğul vermemiştir. Bunun ezikliğini her zaman yaşar.
Bu sözden de anlıyoruz ki Oğuz’da iki temel değer vardır ki, o da cömertlik ve yiğitliktir. Sofra, cömertliği; kılıç ise yiğitliği ifade eder. Buna göre sofran, kapın, gönlün insanlara açık, kılıcın ise keskin olacaktır.
Dirse Han, çocuğunun olmamasının sebebini hanımından sorar. Hanımı ise şöyle cevap verir:
Hay Dirse Han, bana hışmetme
İncinip acı söz söyleme,
Ala çadırını yeryüzüne diktir,
Attan aygır, deveden buğra, koyundan koç kırdır.
Aç görsen doyur,
Yalıncak görsen donat,
Borçluyu borcundan kurtar,
Ulu toy eyle, hacet dile.
Ola ki bir ağzı dualının berekâtıyla Tanrı bize bir erdemli çocuk verir.

Bu sözler ki Bakara Suresinin 177. ayet-i kerimesinin tekrarı gibidir. Yakınlara, yoksullara, yolda kalmışlara, borçlulara yardım iyiliğin olmazsa olmazıdır.
Hanımın sözünü dinleyen Dirse Han’a Yüce Allah bir erkek çocuğu nasip eder. Dirse Han’ın çocuğu çabucak büyür. Ad konması için bir kahramanlık göstermesi lazımdır. Dirse Han’ın zabtedilmez boğasını alt eder. Dede Korkut da ona Boğaç Han adını verir. Dirse han oğlu Boğaç’a beylik ve taht verir. Bu durumu babasının yiğitleri çekemez. Dirse Han’a giderler ve onu babasına şikâyet ederler. Derler ki:
Senin oğlun, Oğuz’un üstüne yürüdü. Nerede güzel görse çekip aldı, aksakalı kocaların ağzına sövdü. Ak pürçekli kadının sütünü sordu. Namusa tasallut, ihtiyarlara hakaret, Oğuz’a isyan affedilmeyecek hatalardandır hatta ihanettir. Cezası da ölümdür. Dirse han bu sözleri duyunca yiğitlerine emir verir:
-Varın getirin onu öldüreyim, böyle evlat bana gerekmez, der.
Dirse Han’ın nökerleri bir hile ile babasına oğlunu vurdururlar. Boğaç Han’ın anası oğlunun ilk avıdır diye onu karşılamaya gider. Oğlunu göremeyince Dirse Han’dan oğlunu sual eder ama bir cevap alamaz. Ana yüreği dayanamaz yanına kırk ince kızı alarak oğlunu aramaya çıkar. Bir derenin yanına gelince karga kuzgunun inip çıktığını görür. Atını o yana sürer. Oğlunu yaralı bulur. Bu durumun sebebini şöyle sorar:
Ne bileyim oğul bu kazalar nereden geldi?
Kara başım kurban olsun sana!
Ağız dilden birkaç kelime haber bana!

Anasının geldiğini anlayan Boğaç han, olanları anlatır. Yarasının ölümcül olmadığını, Bozatlı Hızır’ın yanına geldiğini, dağ çiçeği ile ana sütünün yarasına merhem olacağını söylediğini anasına anlatır. Dağ çiçeğini anasının kırk kızı toplayıp getirir. Boğaç Han’ın anasını memesini sıkar, süt gelmez, ikinci sefer sıkar yine süt gelmez, üçüncü seferde kanla karışık süt gelir. Anası merhemi yapar ve oğlunun yaralarına sürer. Yaralar tez zamanda iyi olur.
Buraya kadar anlatılan olaylardan ananın evin direği olduğu sonucuna varırız. Dirse Han kendisine getirilen haberlere araştırmadan inanır. Ana yüreği oğlunu hiç terk etmez. Nasıl çocuğu olmadığında Dirse Han’a yol göstermişse, oğlunu da arar, bulur. Kendi sütü ile oğlunu tedavi eder.
Durumu haber alan Dirse Han’ın askerleri Dirse Hanı kaçırıp bir güzel döverler, boynuna sicim takıp “kâfir” ellerine götürürler.
Bunu duyan Dirse Han’ın hatunu, oğlunun yanına varıp şöyle seslenir:
Hanım oğul, doğrulup yerinden kalksana,
Kırk yiğidi yanına alsana
O kırk namertten kurtarsana
Yürü oğul, baban sana kıydıysa sen babana kıyma.

Bu sözlerden evin hatununun ne kadar olgun, ailesine ve eşine bağlı olduğunu görürüz. Anne evin direğidir. Dirse Han’ın yaptıkları karşısında kin tutmaz, intikam peşinde koşmaz, eşini affetmesini bilir.
Boğaç Han anasının sözünü kırmaz. Kırk yiğidi yanına alır, babasını kurtarmaya gider. Boğaç Han’ın geldiğini gören kırk namert, “Gelin şunu da yakalayalım, babasıyla beraber kâfirlere teslim edelim.” derler. Dirse Han gelenin oğlunun olduğunu bilmeden, namertlere “kolca kopuzumu verin, o yiğidi yolundan döndüreyim. Beni ister öldürün, isterseniz sağ bırakın.” der.
Kopuzuyla uzun bir seslenişten sonra oğluna şöyle der:
Benim için geldinse ey yiğit, oğlancığımı öldürmüşüm,
Sana acımam yok, dönsene geri.

Boğaç han babasına şöyle seslenir:
Benim de içinde aklı şaşmış,
Biliği yitmiş, koca babam var, komağım yok kırk namerde.

Boğaç Han, kırk yiğidiyle beraber, kırk namerde saldırır ve babasını kurtarır.
Dirse Han oğlunun sağ olduğunu öğrenir. Boğaç Han’ın yiğitliği, kahramanlığını Oğuz’da duymayan kalmaz. Boğaç Han’ın yiğitliği Hanlar hanı Bayındır Han’ın kulağına kadar gider. Bayındır Han, bu hikâyeyi duyunca Boğaç Han’a beylik ve taht verir.
Diğer hikâyelerde olduğu gibi bu hikâyede de Oğuz’un bilgesi Dede Korkut gelir güzel bir dua ile hikâyeyi bitirir.

HİKÂYEDEKİ İNANÇ UNSURLARI:
Bu hikâyede çok sağlam bir Allah inancının var olduğunu görürüz. Zor durumlarda hiç aracısız sığınılacak tek merci, birliğinde asla şüphe olmayan Allah’tır. Dirse Han çocuğu olmadığı için hanımına kızınca hanımı ona şöyle der:
“Ulu toy eyle, Allah’tan hacet dile, ola ki bir ağzı dualının berekâtıyla Tanrı bize bir erdemli çocuk verir.”
Diğer halk hikâyelerinde olduğu gibi bu hikâyede de her şeyin bir bedeli vardır. Allah bir çocuk verir ama anne babayı da imtihan etmekten geri durmaz. Boğaç Han’ın başına olmadık işler gelir. Dirse Han az kalsın evlat katili olacaktır. Neyse ki ananın fedakârlığı ve sadakati oğlanın yiğitliği sayesinde bu gerçekleşmez. Bu imtihanda ana ve evlat kazanır baba kaybeder. Çünkü Dirse Han, tez kızar, işin aslını araştırmaz. Bey kalmak hırsı onu çileden çıkarır. Ana kazanır çünkü metanetli, fedakâr ve sadık hepsinden ötesi sağlam inançlıdır.
Hikâyede ahiret gününe, şeksiz şüphesiz tam bir inanç vardır. Her fırsatta dünyanın faniliği vurgulanır, ahiret cennet hatırlatılır… Dedem Korkut Hikâyenin sonunda şöyle der:
Onlar da bu dünyaya geldi geçti
Kervan gibi kondu göçtü
Onları da ecel aldı yer gizledi
Fani dünya kime kaldı.

Fani olan bu dünyada, istenilecekse Allah’tan dostluk, sağlık sıhhat, güzel bir geçimlik, yiğitlik ve dünya ve ahiret saadeti istenmesi gerekir. Dede Korkut bu durumu şu sözlerle anlatır:
“Tanrı sana sağlık versin, Yüce Tanrı dost olup yardım etsin, kara dağların yıkılmasın, kaba ağacın kesilmesin, görklü suyun kurumasın, boz atın sürçmesin, çaldığında kara polat öz kılıcın kesilmesin, dürttüğünde mızrağın kırılmasın. Ak sakallı babaların ve ak pürçekli anaların yeri uçmak yani cennet olsun.”
Bu sözlerle ebedi mekânın cennet olması arzu edilir. Kadir Tanrı’nın kimseyi namerde muhtaç etmemesi, Allah’ın yandırdığı çerağın yani iyiliğin, güzelliğin, baht açıklığının devam etmesi arzulanır.
Müslüman Oğuz boyları, İslam inancı, peygamber sevgisi güzel ahlak ve Türkçeyle bir millet olurlar. Kendi aralarında sürtüşmeler olur ama hepsi bir şekilde halledilir. Diğer bir millet de kâfirlerdir. Kavim ismi sıkça belirtilmez. Kâfirler, “azgın dinli” olarak belirtilen Hristiyan kavimleridir ki Fatiha Suresi’nde onlar “azıp sapmışlar” olarak nitelendirilir.
Türkçemiz bütün Oğuz boylarının ortak anlaşma aracıdır ve hikâyelerde hem nesir hem de nazım olarak kullanılır. Ceddimiz Oğuz boyları Türkçe ile anlaşırlar, İslam inancıyla kaynaşırlar ve bir millet olarak günümüze kadar yaşarlar. Artık Oğuz boylarının ismi sadece köylerde yaşar. Kim hangi Oğuz boyundandır bilinmez ama Türk milleti bu topraklarda kıyamete kadar yaşayacaktır.