h

Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Türkiye temssilcisi

Son günlerde “Hayat hiç de adil değil.” Sözünü çok sık duyar olduk. Ne olursa olsun hayat acısıyla tatlısıyla yaşanmaya değer. Ancak bu hayatı daha güzel yaşamak ve adil hale getirmek bir bakıma bizim elimizdedir. Elimize bir taş alıp denize attığımızda taşın düştüğü yer merkez olmak üzere gittikçe büyüyen ama derinliği azalan sudaki hareleri düşünelim. Önce kendimize sonra ailemize, çevremize, ilimize, ülkemize, dünyaya faydalı olmak için gayret etmeliyiz. Bazı insanlar ömürleri boyunca dikiş tutturamazlar ama atıp tutarlar, büyük hedeflerinden, adaletten söz ederler. Onu tanıyanlar da bıyık altından gülerek “Kendine hayrı yok ki!” derler. Yakından uzağa ilkesi gibi adil olmaya önce kendimizden, sonra ailemizden başlarsak sudaki halkalar gibi büyür gider.

Adil olmak ailede başlar. Anne ve baba çocuklarına adil davranmadıkları zaman onlar da ileride aile kurduklarında aynı şekilde davranırlar. Kız- erkek çocuk ayırımı yapmak da adil değildir. Erkek çocuklarını üstün tutmak, kız çocuklarını hizmetkâr olarak yetiştirmek çok yanlıştır. Adil olmayan ebeveynler çocuklarının gözlerinde değer kaybederler.

Çevremizde sevilen, sayılan bir insan olmak istiyorsak buna erişmek için gayret sarf etmeliyiz. Dürüst, çalışkan, ilkeli, merhametli, yardımsever ve adil olmalıyız. Bence bu erdemlerin içinde adil olmak ilk sıradadır. Adil olmak ne demektir? Herkese eşit davranmaktır diyeceksiniz belki… Haklıya haklı, haksıza haksız demektir. İster bu haksızlığı yapan en yakınınız olsun, ister haklı olan düşmanınız olsun gereğini yapmak gerekir. Haksız olan en yakınınız diye onun suçunu mazur göstermeye çalışmak bütün erdemlerinizi yok eder. Dürüstlüğünüzü kaybedersiniz öncelikle… İlkeli olmak çok gerilerde kalır. Yardımseverlik sıfıra iner. Merhamet yok olur. Adil olmazsanız erdemli olamazsınız bana göre…

Geçenlerde bir karikatür gördüm. Eğitim sistemini anlatan insanı düşündüren, acı acı gülümseten bir karikatürdü. Ormanda öğretmen kürsüsünde oturan biri karşısına maymunu, pengueni, fili, foku, balığı, tilkiyi almıştı ve onlara şöyle sesleniyordu: “Adaletli bir seçim için herkes aynı sınava girecek. Hepiniz şu ağaca tırmanın.” Albert Einstein’in dediği gibi “Herkes bir dahidir. Ancak bir balığı onun ağaca tırmanma yeteneğiyle ölçmeye kalkarsanız balık tüm hayatını kendisinin aptal olduğunu düşünerek yaşayacaktır.”

Öğretmenlik hayatım boyunca yazılı kâğıtlarını okurken öğrencilerin isimlerine bakmadım. Bilinçaltımın bir oyunu olarak acaba adil davranmaktan uzaklaşır mıyım endişesini taşıdım. Bütün öğrencilerime eşit ve adil olarak davranmaya çalıştım, zannımca da bunu başardım. Eşitlik ayrı, adil olmak ayrıdır. Bu ince çizgiye de dikkat etmeliyiz.

Yine nette gördüğüm bir karikatürde değişik boylarda üç çocuk çizilmişti. Bu çocukların ayaklarının altına birer kasa konulmuştu. Hepsi de bir duvardan dışarıya bakmak istiyorlardı. Birinin boyu dışarıyı görmeye yetecek kadar uzundu. Diğeri parmak uçlarında yükseldiği zaman zor görebiliyordu. En kısa boylu hiçbir şey göremiyordu. Kasalar eşit yükseklikte olmalarına rağmen adil değildi bu durum elbette… En kısa olana en yükseği, orta boyluya orta yükseklikte olanı, uzun boyluya en engin kasa verildiğinde adil olabilirdik.

Kısaca sadece çevremizde saygın insan olarak tanınmak için değil, kendimize saygımızı kaybetmemek için hayatımızın her döneminde herkese adil davranalım. Goethe’nin dediği gibi “Eğer adalet kaybolursa, insanların dünyada yaşamalarının manası kalmaz.”

ADANA.1 EYLÜL 2016.SAAT:13.02