Halis ARLIOĞLU.”Hicran”

Yine mahzûn bu gönül, seven yok sevilen yok.
Nedir bilmem sebebi? âlemde dertliler çok…
Benim garip gönlüme, bir âşinâ olan yok.
Yine mahzûn bu gönül, seven yok sevilen yok.

Esmiyor bâdi sabâ, kokmuyor gayri güller.
Susmuş artık ötmüyor, şakıyan o bülbüller.
Bu hâli perîşânımâ, bakıyor şimdi eller!
Yine mahzûn bu gönül, seven yok sevilen yok.

Suyu bitmiş kurumuş, bağrı yanık pınarım.
Bu dağda, o vâdîde, durmaz seni anarım…
Kalmadı o tâkât, tükendi kavlü karârım.
Eksilmedi artıyor, her zaman âhu zârım…

Her sabah her akşam, olaylar hüzün bana.
Çekilen bunca elem, neden gider yabana?
Yıllar var ki bu hasret, iş bu hicrânım sana,
Yine mahzun bu gönül, seven yok sevilen yok.

O ıssız geceler, derdime dertler katıyor.
Şu musdarip gönlüme, göz yaşlarım akıyor.
Hicranlı yüreklere, sanki hançer batıyor,
Yine mahzûn bu gönül, seven yok sevilen yok.

Hüzünlenmiş bayramlar, kalmamış sevinçleri.
Niçin bilmem gelmiyor, o günler artık geri?
Sanmam ki bulunsun, bu kederden beteri.
Yine mahzun bu gönül, seven yok sevilen yok.

Sıra sıra dertliler, inliyor bütün beşer.
Azgınlık işin başı, ümitler olmuş heder.
Sokağa düşmüş anne, perîşân olmuş peder.
Yine mahzun bu gönül, seven yok sevilen yok.

Bilinmiyor o vefâ, kayıplarda sadâkât…
Zevki sefâya dalmış, tanınmıyor hakikat.
Bir girdâp içindeler, mânâsızdır bu hayât.
Yine mahzun bu gönül, seven yok sevilen yok.

Her yerde akan bu kan, her yerde feryât niçin?
Teselli kâr etmiyor, hüzünlenen kalp için…
Ne yaz kalmış, ne bahar, her taraf aynı biçim.
Yine mahzûn bu gönül, seven yok sevilen yok.

Dile gelmiş ağaçlar, rüzgâra karşı durmuş.
Nice köşkler, saraylar, yıkılıp harâp olmuş.
İnsanoğlu değişmiş, sanki bir yamyam olmuş.
Yine mahzûn bu gönül, seven yok sevilen yok.