307114_10150226571147998_8263005_n

Sayın Cemal Safi hangi tarihte, nerede dünyaya geldiniz? Eğitiminiz nedir?
15 Ekim 1938’de Samsun’da dünyaya gelmişim. Sakarya İlkokulunda eğitimime başladım. Samsun Sanat Okulu’nun Torna Tesviye bölümünü bitirdim.

Ailenizden kısaca söz eder misiniz? Anneniz, babanız, kardeşleriniz…
Babam rahmetli Mehmet Safi Azeriler gibi konuşurdu. Babam henüz üç yaşındayken ailece Azerbaycan Karabağ’dan Türkiye’ye göç etmişler. Önce Erzurum İspir’e yerleşmişler. Burada Ermenilerden zulüm görmüşler. O günlerde dedeme Çorum’un Alaca kazasında öğretmenlik görevi vermişler. Ailece oraya yerleşilmiş. Askerlik çağı gelene kadar babam da Çorum’da yaşamış. Babam askerliğini Samsun’da yapmış. Samsun’u çok beğenmiş ve oraya yerleşmiş. Samsunlu olan annem Ayşe Hanım ile evlenmiş.
Babam ticaretle uğraşırdı. Babamın otelleri ve kamyonları vardı. Nakliyecilik yapardı. Samsun’da bizi “Otelciler” diye bilirler.
Annemi hiç hatırlamıyorum. Ben küçükken veremden ölmüş. Ablam Zeynep de anneme bakıyormuş. Anneme olan sevgisinden “Annem verem oldu, ölecek. Öyleyse ben de hasta olayım, ben de öleyim.” demiş. Hastalığın kendine bulaşması için çaba sarf ettiğinden ben daha birkaç aylık bebekken Zeynep ablam veremden ölmüş. Kısa bir süre sonra da annemi kaybetmişiz. Ayşe annemden dört erkek ve bir kız olmak üzere beş kardeşiz. Annem öldükten sonra babam Melahat annemle evlenmiş. İkinci annemden de iki erkek kardeşim var. Sonra Ankara’ya taşındık. Büyük Otel vardı ve o zamanlar bizimdi. 1957’den 1971’e kadar o oteli işlettik. Ben de babamın yanında çalıştım.
Bir de Safi soyadını sizden başkasında duyduğumu hatırlamıyorum. Bunun hakkında bilgi alabilir miyim?
Soyadı kanunundan önce bize “Sofuoğulları” derlermiş. Soyadı kanunu çıkınca Safi soyadını almışız. Farsça soylu, asil anlamında olan “Safi” Arapça’da da sade, katıksız anlamındadır.
CHP Milletvekili İsmail Safi var. Bize geldi ve soyadlarımız üzerinde konuştuk. O da ”Sizinle akraba olabiliriz.” dedi. Onlar Çayeli’nde biz Samsun’da ve Ankara’da yaklaşık 100 Safi’yiz.
Hocam, medeni durumunuz ve aileniz hakkında bilgi alabilir miyim? Emekli misiniz?
Evliyim. Üç çocuğum var. İkisi erkek biri kız… İlk çocuğumun Mehmet Akif iş adamıdır ve Romanya’da yaşıyor. İkinci çocuğum Peyami Safa da iş adamı ve o da Londra’da yaşamını sürdürmekte… Kızımın adını Halide Edip koyacaktım ama yengem izin vermediği için adını Ebru koydum. Kızım Ebru, halen Ankara’da TRT’nin avukatıdır.
Yıllarca otel işletmeciliği yaptım, emekli oldum.
Eşinizin ve çocuklarınızın şiire karşı ilgileri var mıdır?
Hayır, eşim ve çocuklarım şiirle ilgilenmiyorlar.
Ne zamandan beri şiir yazıyorsunuz?
Okumayı öğrendiğim günden beri şiir yazıyorum. 10 yaşımdayken yazdığım ilk şiir şudur:
“Yazmakta epeyce olmuşum mahir,
Yalan yanlış düzme beyit ve sair,
Muhitimde ehli yoktu ki zahir,
Ben gibi cahili ettiler şair.”
On yaşındaki bir çocuk için mükemmel dizeler üstelik esprili ve ders verici… Şiir yazarken ailenizden, öğretmenlerinizden, yakınlarınızdan destek ve teşvik gördünüz mü?
Hayır, ailemden ve öğretmenlerimden hiç teşvik görmedim.
Hocam, nesir yazmayı denediniz mi?
Ne yazdımsa şiir oldu.
En çok sevdiğiniz şairler kimlerdir? Etkilendiğiniz şairler oldu mu?
Rıza Tevfik’in “Fikret’in Necip Ruhuna” adlı şiiri beni çok etkiledi. O an kendi kendime dedim ki “Ben de böyle şiirler yazacağım.” Şiir şöyle:

Fikret’in Necip Ruhuna

“Dediler ki ıssız kalan türbende
Vahşi güller açmış; görmeye geldim
O cennet bağının hakine ben de
Hasretle yüzümü sürmeye geldim…

Dediler ki sana emel bağlayan
Kabrinde diz çöküp bir dem ağlayan
Bermurad olurmuş! Ben de bir zaman
Ağlayıp murada ermeğe geldim!

Şu hicran yılının son baharında
Jaleler titrerken çemen zarında
Gün doğmazdan evvel ben mezarında
Matem çiçekleri dermeğe geldim!

Seni andım bütün gam çekenlerle
Aşk-ı hak uğruna yaş dökenlerle
Sarı gonca veren şu dikenlerle
Taşına bir çelenk örmeğe geldim!

Yâdın ölüm gibi bir sırrı müphem
Neş’e-i sevda mı bu hissi elem?
Ruhumda ne füsun eyledin bilmem?
Bugün sana gönül vermeğe geldim!”

Rıza Tevfik

En sevdiğim şairler: Necip Fazıl Kısakürek, Yahya Kemal Beyatlı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Rıza Polat Akkoyunlu…
Kaç şiir kitabınız var? Sırasıyla isimlerini öğrenebilir miyim?
Dört kitabım var: Vurgun, Sende Kalmış, Kıyamete Kırk Kala, Ya Evde Yoksan…
Şiirlerinizi yazarken hangi ölçüyü kullanıyorsunuz?
Hece ölçüsüyle yazıyorum.
Aruz ölçüsünü denediniz mi hiç?
Elbette… Aruzu da denedim ama bugünkü Türkçeyle içime sinmedi. Aruz ölçüsüyle yazılmış pek çok şiirim vardır. Bazı şiirlerim hem heceye, hem de aruza uyarlar. Size bir örnek vereyim. Avni Anıl çok değerli bir dostumdu. Onun ölümü üzerine yazdığım şu şiirde aruz ölçüsünü kullandım:
“Avni Anıl gibi bir dev bir ulu usta,
Sana düşmez onu tarif sus bu hususta,
Sus damla değilken dem vurma deryadan Safi,
Pir Soyuer anlatsın onu hele sen sus da…”
Bir şair yazmış olduğu bütün şiirlerini sever belki ama içlerinden birini ve birkaçını daha çok sever diye düşünüyorum. Siz en çok hangi şiirinizi seviyorsunuz?
İnsan mürüvvetini gördüğü evladını daha çok sever. “Ya Evde Yoksan” şiirim mürüvvetini gördüğüm evladım gibidir. Yoğurt reklamlarında kullanılmıştı ve bana bir ev parası kazandırdı. “Neredesin Firuze” adlı filmde de bu şiirime yer verildi. Özcan Deniz, Haluk Bilginer, Cem Özer ve pek çok kişi bu şiiri okudular.
Bu güzel şiir “Ya Evde Yoksan” nasıl doğdu?
Yağmurlu bir gündü. Akşam namazından sonra pencereden dışarıya bakıyordum. Evimiz alt katta olduğu için sokağı seyrederken üstü başı son derece pejmürde tepeden tırnağa ıslanmış bir adam gördüm. Ayakkabıları yırtıktı, başında şapkası da yoktu. Sırılsıklam bir halde ana kapımıza baktı ve zorlukla “Tunç Apartmanı…” dedi ama adamcağızın hiç sesi çıkmadı, ben dudak hareketlerinden anladım. Ağlamaya başladım.” Ya bu adam sevdiğini arıyorsa… “ diye düşündüm. Şiir odam vardır evimde… Odama kapandım, bir karton üzerine bu şiirimi yazdım. Saat akşam sekizde girdiğim odamdan sabah saat sekizde çıktım. Kapımızın zil sesiyle uyandım, gelen ağabeyimdi. Şairken ne yazdığımı sonra pek hatırlamam. Ağabeyim şiir odamdaki kartonu göstererek “Burada çok güzel bir şiir var.” dedi. “Ya Evde Yoksan” işte böyle doğdu. Bunu anlatırken bile duygulanıp ağlıyorum.
Bu arada Akçay’da bir arsamız vardı. Apartman yapılıyor şu günlerde. Biterse oraya taşınacağız. Apartmanın adı da “Ya Evde Yoksan” olacak.
Bugüne kadar kaç şiiriniz bestelendi?
Bugüne kadar iki yüz elliye yakın şiirim bestelendi.
Orkan Gencebay’da seksen şiirim var. Bunlardan kırk beş tanesi herkesin dilinde olan şarkılarındandır. Otuz beş tanesi de bestelenmiş ancak henüz piyasaya çıkmamıştır. “Ya Evde Yoksan”, “ Ayşen” , “ İç Benim İçin” adlı şiirlerim de Orhan Gencebay tarafından bestelenerek yorumlandı, üç milyon civarında satış oldu.
Zekai Tunca, Selçuk Tekay şiirlerimi besteleyen sanatçılardandır. Vedat Yıldırım Bora da on üç şiirimi besteledi. Seda Sayan’ı meşhur eden şarkılardan biri de onun bestesi olan Aheste’dir.
“Mecbur muyum Ben” , “Yeter Artık Daha Fazla Üzemezsin” şiirlerimi de o bestelemiştir. Seda Sayan okumuştur. Ayrıca bestelediği şiirlerimden “ Eskici” adlı eseri de Hakan Taşıyan seslendirmiştir.
Candan Erçetin “Git” şiirimi bestelemiş ve okumuştur. Bilge Özgen de “Senden Sadece Beni Sevmeni İstiyorum” adlı şiirimi bestelemiştir.
“Vurgun” şiiriniz o kadar çok sevildi ki şarkısı da çok tuttu. Adeta bir marş gibi dilden dile dolaştı. Gerçekten bestesi de çok güzel olmuştu. Sanırım bu güzel eseri okumayan kalmadı. Bu şiir hangi duygularla yazıldı? Bestecisi kimdi? Kimler okudu? Kısaca “Vurgun” hakkında bilgi rica edebilir miyim?
Âşık olduğum kişiye yazdım. Aslında bir başka şiir yazmıştım. O şiiri değiştirdim. Çıkmaza girmiştim. Çok duygulu bir anımdı. Önceden yazdığım yarım şiirimi bir türlü sonlandıramıyordum. O değiştirince “Vurgun” ortaya çıktı.

O günlerde Milliyet Gazetesinin Müzik Magazin eki vardı. Şöhretler Sayfasını Vural Şahin yönetiyordu. Benim bu şiirimi yayınlamış. Selçuk Tekay besteledi, Muazzez Abacı da çok güzel okudu.

Selçuk Tekay’ın bestelediği Vurgun’u Metin Milli okuyacaktı. Hatta Metin Milli’nin Olgunlar Sokak’taki bürosuna davet edildik. Rahmetli Selahattin Altınbaş’ın da bestesi “Silemezler Gönlümden Ne Aşkını Ne Seni” adlı eserle benim “Vurgun” adlı şiirimi de kasetine almıştı. Bana Vurgun’u iki kez dinletmişti. Çok beğenmiştim ve çok da etkilenerek ağlamıştım. Selahattin Altınbaş’a da “Silemezler Gönlümden Ne Aşkını Ne Seni” adlı bestesini dinletti. Yorumunu çok beğendik.

O sıralar Muazzez Abacı’nın son kaseti pek satmayınca müzik şirketi sözleşmeyi feshetmiş. Ancak Yaşar Kekeva Vurgun’u dinleyince “Muazzez Abacı okusun.” demiş. Bana da ulaşamıyorlarmış. Akçay’dayım o zamanlar. Muazzez Abacı parçayı dinleyince çok beğenmiş, çok etkilenmiş. “Kesinlikle ben bu şarkıyı okuyacağım ve kasetimin adı da ‘Vurgun’ olacak.” demiş. Nedret Selçuker’i çağırmışlar. Şiiri okutmuşlar. Rahmetli Nedret Selçuker o tarih için çok yüksek bir para istemiş. Yanlış hatırlamıyorsam 5.000 lira talep edince “Biz bu şiirin şairine vermedik bu parayı…” demişler.

Sonunda ramazan sabahı Muazzez Abacı’nın kaseti çıktı. Üç milyon sattı. Öğleden sonra da Metin Milli’nin kaseti çıktı ve Metin Milli’nin kaseti de 100.000 sattı. O tarihte bunlar çok yüksek rakamlardı. Kaset satışları o günlerde bu kadar fazla değildi. Bu şarkıyı daha sonra Muazzez Ersoy, Cengiz Kurtoğlu, Kibariye ve pek çok kişi okudu.

Zekai Tunca da en çok sevdiğim sanatçılardan biridir. Onun en sevilen, en muhteşem bestelerinin başında gelen “İmkânsız” adlı şiirinizin doğuşunu anlatır mısınız mümkünse?

Bir gün arkadaşlarımla beraber Altın Nal adlı bir gazinoya gittik. Metin Everest, Zekai Tunca, Ferit Sıdal, Erdinç Çelikkol ve ben; Gönül Yazar’ı dinliyoruz. Ferit Sıdal rahmetli oldu. O gece erken kalktı. Zekai Tunca bana dönerek: “Cemal Ağabey, sadece düşlerde görülen sevgili olur mu? Böyle bir eser olabilir mi? ” dedi. “Olabilir elbette…” dedim. Sohbetimiz gece boyu sürdü. Ertesi gün gömleğimin cebinde bir kâğıt buldum. “Yıldızlara baktırdım fallara çıkmıyorsun.” yazılı… Ben bunu ne zaman yazmışım diye düşünürken baktım Altın Nal adlı gazinonun kâğıdı… Olayı hatırladım ve bu şiir doğdu.

Çok sevilen sanatçılardan aynı zamanda müzik öğretmeni olan Candan Erçetin’in besteleyip yorumladığı “Git” adlı eseriniz benim en çok sevdiğim bestelenen şiirlerinizden biri… Bu şiirin bir hikâyesi var mı?

Hamisi olduğum bir kız vardı. Babası ölmüştü, annesi de hastaydı. Ona yardımcı oluyordum. Bu arada ister istemez duygusallık da oluşmuştu. Kız, beni çok üzüyordu. Bu yüzden sık sık kavga ediyorduk. Şiire başlıyordum fakat ertesi gün kızın ablası barıştırınca şiir bitmiyordu. Duygu olmazsa şiir yazılmaz. Ayrılmalar, barışmalar derken şiir sekiz ay on günde bitti.

Gönlüm dolmakalem, duygularım mürekkeptir.

Şiir etkinliklerinde sizden en çok istenen şiirlerinizden biri de “Telefonda Sen” oluyor. Bu şiirinizle ilgili bize neler anlatırdınız?

Akçay’daydım. Gece saat bire yirmi kala ev telefonumuz çaldı. Önce açmak istemedim. Israrla arayınca telefonu açtım. Ahizenin diğer ucunda sevdiğim kadın vardı. Yıllardır görüşememiştik. “Merhaba! Nasılsın?” dedi. Sohbete başladık. Bu şiir de böylece doğdu.

Şairler çok fazla âşık olurlarmış. Doğru mudur?

Şairler bin kez severler ancak bir defa âşık olurlar.
Şairlerin pek çoğu kendi şiirlerini güzel yorumlayamazlar ama siz hem çok güzel yazıyorsunuz, hem de çok güzel yorumluyorsunuz. Üstelik bütün şiirleriniz de ezberinizde maşallah hocam… Bunu nasıl başarabiliyorsunuz?

Ben şiirlerimi yazarken de yaşarım, okurken de… Şiirlerim ruhuma işlediği için ezberimdedir. Hissederek okuduğum için etkili olduğunu düşünüyorum.

Yakınlarda yeni bir kitap veya şiir albümü gibi projeleriniz var mıdır? Şimdiye kadar hiç şiir albümü çıkardınız mı? Şiir albümü hazırlarsanız hangi şiirleriniz bu albümde yer alır?

Evet, daha önce 1989 yılında “İmkânsız” adlı bir şiir kaseti çıkarmıştım. Stüdyo çalışmaları 33 günümü almıştı. Gerçi gündüz çalıştığım için sadece gece seslendiriyordum. O zamanlar koca İstanbul’da sadece üç stüdyo vardı. Teknoloji de bu kadar gelişmemişti. Yine bir şiir albümü çıkarmayı ayrıca şair arkadaşlarımın, hayranlarımın benim için yazdıkları şiirleri de bir kitap halinde yayımlamayı düşünüyorum.
Yeni şiir kasetinizin adı ne olabilir? Hangi şiirlerinizi bu albüme almayı düşünüyorsunuz?

En başta “Tek Hece” elbette… Sonra naatlarım… Peygamberimiz için yazılmış iki naatım var. İkisini de bu albüme almayı düşünüyorum. Allah için yazdığım “Kâinatın Ulu İmparatoru” adlı şiirimi de bu albüme koyacağım. “Ya Evde Yoksan “, “Vurgun”, “Git”, “Sanem”, “Sende Kalmış”, “Telefonda Sen”…

Yeni yetişen gençlere, şair olmak için çabalayanlara öğüdünüz nedir?

Şair olunmaz, şair doğulur. Bol bol kitap okusunlar. Kelime hazinelerini geliştirsinler. Şair gibi yaşasınlar.
Şair gibi yaşamak derken neyi kastediyorsunuz?
Özgür yaşasınlar. “Şunu yazsam ne olur, bunu yazsam tepki alır mıyım?” diye asla düşünmesinler. Şunu da belirteyim: Aşkım için canımı, özgürlüğüm için aşkımı feda ederim.

Değerli şairimiz Cemal Safi Hocam, sizinle röportaj yapmak benim için çok keyifli oldu. Bana vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

Harika UFUK.
18 HAZİRAN 2014
BAKÜ- AZERBAYCAN