M. Nedim Tepebaşı.”ÖĞRENMEK VE ANLAMAK” (DENEME)

USARE DERGİSİ 14. SAYI

Düşünüp gözlemliyorum da bireysel ve toplumsal hayatı şekillendirmeye ve güzelleştirmeye, öğrenmek ya da bilmek tek başına yetmiyor; bir de öğrenilenleri anlamak ve çözümlemek gerekiyor. Aslında anlamak da yetmiyor, doğru anlamak gerekiyor bir de öğrenilenleri.
Elbette ki herkes için söylenemez ama toplumsal durum ve olayların, bazılarını birinci dereceden ilgilendirdiği ve sorumlu kıldığı ilk baştan bilinmelidir. Bu yüzden, söz ve kalem sahiplerinin, durum analizi yapma ve ortaya bir çözüm koyma zorunluluklarının olduğuna inanıyorum!
Bu bağlamda başta şunu söylemeliyim herhalde; bunca yaşanan sıkıntılar, anlaşmazlıklar, doğru anlamamaktan kaynaklanmıyor mu? Buna, bilen kişilerden birçokları da dâhil ne yazık ki! Kimseyi anlamamakla itham etmek etik değil, kabul ediyorum ve bu anlamda söylemiyorum zaten, böyle bir söylem haddime de değil, sadece durum tespiti yapmaya çalışıyorum; başta öğrenilenlerin, yorumlamaya yani anlamaya ve anlatmaya yardımcı olması gerektiğini söylemek istiyorum, yani ben böyle düşünüyorum.
Muhalefet etmek için öğrenilenler, anlamanın önünde en büyük engeldirler bir kere. Bu yüzden bazı kişiler, bildikleri halde, bazı konular üzerinde yanlışlıklar yapabiliyorlar. Bazen de müspet bir dayanağı olmayan aşırı güven veya sevgi, kişilerin yanlışlarını, benzer şekildeki tepki de kişilerin doğrularını perdeliyor, bu durumda olanlar arasında bilenlerin bulunması ise ayrı bir sorun oluşturuyor. Bu durumda bilgi, hislere kurban ediliyor! Kimse kızmasın lütfen, doğru düşünmek için sakin olmak bile yetmez, kızgınlığı ve önyargıyı kesinlikle hayattan çıkarmak gerek. Peki, bunu yapamamak, dolaylı olarak anlamamaktan kaynaklanıyor mu? Çok kısa söylemem gerekirse şunu söyleyebilirim; anlamamak, kişiyi ya ilgisizleştiriyor ya da kabalaştırıyor. Şu zamanın en ciddi sosyal sorunlarından birisi bu değil midir?
Bir konuyu ve durumu anlamamak, çok ağır sorunların çıkmasına sebep olabiliyor, işin en üzücü tarafı da bundan sonra yaşanıyor. Belli etmeseler de bu duruma sebep olanlar arasında, sonradan üzülenler olmuyor değil.
Hâlihazır çağın en büyük illetlerinden biri budur diye düşünüyorum. Bir tek kişinin bile bu yüzden zarar görmesine, üzülmesine benim gönlüm razı olmuyor. Herkes için de aynı olmalıdır. Eğer böyle olursa, insan olma sorumluluğumuzu anlamış olacağız. Anlamakla anlamamak arasındaki farkı burada bile görebilmeliyiz.
İnsanlara bir şeyler anlatma çabasında görüneneler arasında, söz söyleme, düşüncelerini ifade edebilme durumunda olup da anlatması gerekenleri anlatmayanların/anlatamayanların da anlama sorunları vardır bana göre. Ekonomik ve gönül bağlılığından kurtulamayanlarda bu sorun kendisini daha çok göstermektedir. Bir nevi esaret durumudur bu da. Demek ki anlamak için bir de hür irade gerekmektedir.
Bir de çevrelerindekileri anlamayanlar, hele de kasıtlı anlamak istemeyenler, sorunları daha da çoğaltmakta ve içinden çıkılmaz hâle getirmektedirler. Her durum ve şartta; anlamayanlar, kendilerine zarar verdikleri gibi en çok da çevrelerine zarar verebilmektedirler.
Anlamamak ya da anlayamamak veya daha kötüsü anlamak istememek, bir bakıma bu çağın en önemli sorunlarındandır! Bakıyorum da bu sıkıntı her alanda var, bazılarının davranış ve serzenişlerinden bunu anlıyorum, elbette benim anladıklarımı ve gördüklerimi anlayıp gören başkaları da vardır. Ancak şunu da görüyorum ki; bunların önünde de en büyük engel yine anlamamaktır!
Bu konu sadece toplumsal veya sosyal alanlarda değildir; birçok alanda, hatta siyaset, hukuk alanında ve din konularında daha fazla yaşanmaktadır.
Açık söylemek gerekir ki; doğru anlamak, bilmeye dayalı bir erdem işidir, kişi bilecek, bazen de bildiklerini birleştirecek ki gördüklerini, duyduklarını, okuduklarını doğru anlayacak, doğru anlayacak ki doğru işler yapabilecektir.
Doğru anlamak için; bilenler birbirleriyle istişare, meşveret denilen karşılıklı fikir alışverişinde bulunmalıdırlar. İnsanlar bu alanda da birbirlerinden yararlanmalıdırlar. Bizim toplumumuza her nasıl bulaşmışsa bulaşmış olan, birbirlerini linç etme alışkanlığından, insanlar bir an önce kurtulmalıdırlar. Bizde tartışma kültürü yoktur, fikir alışverişi, öğrenme ve birbirlerinden güzel şeyler alma kültürü vardır. Dikkat edilirse, tartışma kültüründe, gizliden gizliye üstün gelme çabası vardır. Bu da doğru anlamanın önünde aşılmaz bir kütle gibi halen durmaktadır. Ulusu için, insanlık için güzel işler üretme çabası içinde olanlar/olması gerekenler, daha güzeli için fikir ve beyanları birleştirmelidirler. İşte, en başarısız olduğumuz alanlardan birisi budur maalesef!
Bugünün en büyük sıkıntısını, bilmeden ve anlamadan yorum yapanlar yaşamakta veya yaşatmaktadırlar ya da değişik hesaplar adına bu yolu kapatanlar, toplumuna yaşatmaktadırlar.
Sorunları, kayıtsız şartsız ret ya da kabul etme, bağımlılığı beslediği gibi anlamanın önünde en büyük engeli de bu illet oluşturmakta değil midir?