03

Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Irak temsilcisi

Mehmet Şerif ( MİHRİ )
1903 – 1942

Irak’ta Erbil şehri dünyanın en koca ve eski bir şehridir, bu nedenlede aynı Şehirde bir çok kocaman ve ünlü adamlar gözlerini orada açmışlardır .. Kalesi gibi yüksek dövlet adamları .. Bilime ve Eğitime hizmet gösterenler .. Siyaset ve Dinsel adamlar ve sonu gelmeyen Ses sanatçısı ve müzisyen gönlü nazik şair insanlar ve sayıya gelmeyen Edebiyat dallarında çalışan ve mekam içinde bişen ve kavranan ve eşleri bulunmayan, onları dinleyen insanların kafasını karıştıran adamlar bu yüksek kalede gözlerini dünyaya açmışlardır ve bütün dünyayı gezip bilim ve diyanet adamları bilim ve İrfan dağıtmışlardır başkalarına .. İşte budur İhsan DOĞRAMACILAR .. Şeyh Cercis ERBİLLİLER .. Garibiler .. Hac Esatlar .. Müezin ZADELER .. Alamdarlar … Küçük Molalar .. Ebü Bekirler .. Şahabalar .. Mişkolar .. Arslanlar .. Efendiler .. ve çok sayıya gelmeyen ünlü aileler örneğin Kasaplar, Doğramacılar, Altıparmaklar, Sakkalar, Sebzeçiler, Allah Verdiler ve bir çok sayıda unuttuklarım ünlü aileler bu kocaman Erbil Kalesinde gözlerini dünyaya açmışlar ve tüm dünyayı şaşırtarak insanlar ve eşleri bulunmayanlar gelip göçtüler oradan, bu kocaman Kalede yaşayıp hayatlarını sona erirken tekrar Erbil topraklarına verilmişlerdir .. işte Müezzin Zadeler (Alamdar ve Bayraktarlar) ailesinin bir ünlü şairini tanıtmak istiyoruz aziz ve sevgili Azerbaycan okuyucularımıza, oda Türkmenin ölmez şair ve makam şünasi sesi bülbül (Şerif Molla İbrahim El- Hanefi)’dir önceden kendine (Mehmet Şerif) soy adı vermiştir sonradan da (Mihri) lakabını kendine daha uygun görmüştür ve bu soy adıyla mahles olarak şirlerinde kullanmıştır.
Benim amacım bu şair öz kanımdan ve soyumdan olduğunu ve öz amcam oğlu olarak biliyorum, ama başka milletler özellikle de bizimle yaşayan milletler kendilerine onu mensüp etmişler iyi ve yetenekli olduğundan dolayı kendilerine mal etmek istiyorlar, ama bence bu bir heyal olmuştur onların kirli pılanlarında ve gerçekleri hepsini ortaya koyup her kes bunu bilmeleri gerekir.
Gençliğinden hiç hayır görmeyen (Mehmet Şerif) asıl adı (Şerif Molla İbrahim Molla Abdullfetah molla Mehmet molla Abdulla Süreyadır) ama tanılmış (Mehmet Şerif), sonradan soy adını özelliklede mahlesini (Mihri) kullanmıştır .. Bu değerli şair (1903) yılında Erbilin yüksek kalesinin Tekkiye küçesinde gözlerini dünyaya açmıştır, (Şerif Molla İbrahim) bir dini aile ortamında büyüdü ve eğitim aldı, Atalarından kalan Büyük Kale Camisinde bulunan Hücrelerde babası (Molla İbrahim) ile amcası (Molla Emin)’lere emanet bırakılan kitaplar içinde kendini görüp ve çok güzel ve dinsel ilkelerle kendini büyütmüştür. (Mihri) hale yedi yaşını doldurmadan dini ve mantik kitaplar arasında büyüdü ve değişik bir çok felsefeler öğrenmiştir. (1910) yılında ilk okula kayd oldu, ama (1914) yılında birinci dünya savaşı nedeniyle mecbüren okulu bırakmak zorunda kalır çünkü savaş nedeniyle okullar kapatılmıştır.
Böylece (1915) yılında tekrar döner atalarının Hücrelerine ve orada ciddi eğetimine başlar. Bu Hücrelerde okunan kitaplar örnek alırsak bir çok konuda kitaplar bulunmaktaydı onlardan : Sarf, Nahu, Fikeh, Hanefi tariketinin ilkeleri, Mantik, Tecvit bilimleri ve bir çok bilim ve din kitaplar bulunmaktaydı, söz gelişi olarak bir gün (Tam 1961 yıllarında yaşım 10 yıl idi) Molla Emin Atam kütüphanedeki kitapları benim boyumla ölçtü dört boyum ölçüsünde çıktı o dönemlerde benim boy ölçüm 135 cm. İydi.
(Mihri) babasının gözetiminde hücrede (sarf, nahu, hanefi mezhebini) iyice öğrenir ve başarı ile Kütüphanede bulunan temel kitapları tamamlar. Sonradan (1920) yıllarında (Mühri) bu kadar yetinmedi belki de (Şeyh Yunus Efendi)’nin hizmetinde bulunup ve ( konuşma ile fikih bilimlerini – Adap usul ve temelleri ve Münazere derslerini ) ondan öğrenir. O dönemlerde ( Şeyh Yunus Efendi ) baş katip olarak ( Erbil Adliyesinde ) görevli idi. ( 1925 ) yılında bilim ve marifet arıyan ( Mehmet Şerif ) Kerküke uğrayıp ( Molla Tahir – Hanaka Müderisi olarak ) ondan da Astronomi bilimi öğrenir.
Sonradan tekrar Erbile dönüp tam ( 1928 ) yılında Şaklava ilçesine gider ( Molla Sadık ) yanında bir öğrenci olarak kalır dek ( Cemi El- cevami-i ) tamamlar.
( 1932 – 1933 ) yılları arasında ( Molla Abubekir Efendi ) gözetiminde Erbil kalesinin büyük camisinde bulunan Medreseden Mollalık izni alır, bu Medresede ayni Kale Hücresinde bulunmaktaydı, bu hocada Erbilin ünlü adamı ( Küçük Molla ) adında tanılmıştır ..
Küçük Molla ona izin vererek direk ( Hac Salih Yegen ) Camisinde İmam Hatip olarak atandı .. Gündüzleri (Erbil Adliye) Daireside Memur olarak çalışır.
(1937) yılında (Irak maarif Bakanlığının) isteği üzere köy ve kasabalarda bulunan camilerdeki boşlukları doldurmak için bir gurup izinli Mollaları Bağdada çağırılır bu izinli mollalar arasında da (Molla Şerif İbrahim) da bulunur .. Bu gurup icazeli Mollalar Bağdatta bir genel sınav sonucunda … Başarlı olanları Hoca adresini kazanırlar ve (Mihri) de başarlı olanlar arasında bulunur, böylece Hocalık diplomasını alıp (Süleymanye şehrinin Maarif Müdürlüğüne bağlı olan Karadağ İlçesinde) Öğretmen olarak atanır. Dört yıl orada hocalık yapar ve sürekli Süleymaniye’ye baş vurduğu için ünlü Kürt şairler ile samimi dostluk yapar onlardan : büyük Kürt şairi Piremert, Kanii ve Molla Mehmet Beyhut ve bir sürü mektup aralarında yazışıp ve birbirlerine yazdıkları mektuplarda şiir görüşleride bulunmaktaydır.

( 1941 ) yılının ilk aylarında Verem hastalığına yakalanıp ve hiç bir şekilde de bu hastalıktan kurtulamaz. Bunun ardında da ikinci Dünya Savaşı içinde olduğuna reğmen, (Mihri) o dönemdeki iktidarın adamlarını sert eleştirerek bu nedenle İngilizler tarafından işine hocalıktan son vermişlerdir. Ve insafsızca ona kıyıp işten atarlar onu, böylece bu ortama süleymaniyede olduğu için halka seslenip yazdığı bir şiirle Hükümeti eliştirip haykırıyor :

Kovsunlar öğretmenleri
Değişmeyiz özümüzü
İşlerimize son verin bir gün
Düşeceksiniz.
Suçsuz işten kovulduk, yabancıya
Boyun eğmedik
Bu zülümları hiç bir insan görmedi

..
..
..
Irak malı heder oldu Süriye ve Misre gitti
Milleti aç bırakıp buda bedbahtımızdan.

İyi dikkat edersek (Mihri) şiirlerini her dört dil ile yazmaktaydır o hiç atnik ayrımı bilmeden
( Kürtçe, Arepçe, Türkçe ve Farısça ) yazardı, ne kadarda farısça çok şiiri yoktur ama el yazısı divanında bu Farısçe şiir görünmektedir :

Reğ gül bülbül kişidir bunu gülra bad bired
Bibistunra aşkı kend –u şeyirtiş Ferhat bired.

Düşüncemde yer alan şey oldur ki (Mihrinin) sadece Kürtçe şiirleri dışarda dolaşmaktadır, çünkü bütün belgeler öyle gösteriyor. Sözüme tanık olarak 1977 yılında sayın (Aziz Gerdi) Bey (Mihrinin) el yazısı divanı hepsi eli altında olduğu halde ne uzaktan nede yakından (Mihrinin ), Arepçe ve Türkçe şiir yazdığına değinmemiştir ve hatta o divanda onlarca Türkçe ve Arepçe şiirleri bulunmaktaymış.
Aynı zamanda (Divan Mihri) adında çıkardığı kitapta bile ve bir not olarakta yazmamıştır, onun amacı (Mihrini) bir Kürt şairi olarak göstermekteymiş buda edebiyat Tarihimizde büyük bir suç işlemiş demektir. Ne ise ben buradan sayın (Aziz Gerdiye) sonsuz şükranlarımı bildiriyorum çünkü onun bu ufak kitabindan çok faydalandım ve aklımın ucundan bile geçmemiştir ki benim ailem içinde böyle bir yetenekli şair varmıştır, bunun yanında da aile fertlerim benden saklamışlardır, yazıklar olsun hepsine derken yetiniyorum.
1941 yılında (Mihri) öğretmenlikten kavulmaktan sonra mecbüren bağdada yüz çevirip ve yaşam mücadelesini orada başlar, hiç kimseye el açmadan dik durarak (Irak Savunma) Bakanlığında bir katip memur olarak çalışmayı kabul eder. Sonradan tekrar ana şehrine hasret içinde Erbil’e döner. Bir az zaman Erbilde kalarak anıdan 07 – 11 – 1942 tarihinde gönlü çirpintiden durup, Erbil Kalesinde fani Dünyaya gözünü yumar.
(Mihri), ta çocukluktan beri Hoyrat ve Makamları sevmiştir, sonradan Kurani Kerimi hatım edincede (Tecvit bilimine) baş vurmuştur ve makamları iyi öğrenmek için ünlü kerküklü (Seyyit Merdan ) yanında okumaya başlamıştır.
(Mihri) öğrenci olarak (Seyit Merdan Kerküklü) yanında makam usullarını öğrenirken Erbil Kalesinde (Şeyh Şerif Tekkiyesinde) kendisiyle beraber aşağıdaki Erbil ünlüleride makam ve usulları öğreniyordular onlardan :
1- Dr. Şeyh Abdulla El- Nakışbendi.
2- İzettin Mulla Efendi.
3- Kadi Mehmet Reşat El- Muftu.
4- Molla Şerif Molla İbrahim.
5- Mehmet Sadik El- Muhtar.
6- Pr. Dr. İhsan Şirzat.
7- Muhandis Abdulvehap Hac Hasan.
8- Abdullah Hac Selim.
9- Şeyh Fettah El – Muftu.
10 – Ünlü Sanatçı Şehaba.
11 – Hafiz Molla Faik.
12 – Nurettin Allah Verdi BAKKAL.
13 – Hac Yusuf Taha TERZİ.
14 – Ziya Mulla Nadir TERZİ.
15 – Halil Süleyman AsafliZade.
16 – Molla Mesut Abdullah.
17 – Adil Seyit İzettin El – Mutar.
Yukarıda sıraladığım zatlardan hepsi (Seyyit Merdan Seyyit Mehmet Siddik)’in öğrencisi olarak Tecvit usulları ile Makam türlerini orada öğrenirken, ders bittikten sonra okudukları makamı uyguluyorlardı her kişi kendi yetenek ve sesiyle. Bazende mecliste başka konuklar bulunurken örneğin ( Kör Ali, Hac Faik BEZİRGAN, Molla Zenün ve Hac Abdullah Def Zen) gibi makam şünaslar her birsi bir makam okuyup ve okudukları makamdan ne Hoyrat usulları çıktığını örnek gösteriyorlardı. Ve her kes sırasyla birer makam okuyorlardı, böylece gecenin geç saatlarına kadar oturmalar devam ederdi.
Oturum sona vermeden Hoyrat yarışı ve atışması başlarmış, içlerinde Hac Faik BEZİRGAN ve Şahaba ile Mehmet Şerif atışmalara devam ederdiler. Hatta söylediklerine göre (Mihri) ile (Hac Faik) arasında Hoyrat atışması başlardı, bir iki karşılık vermekten sonra hac Faik gözlerinden yaş akarak bir daha cevap vermezdi ona . Bu konu hakkında Allah rahmet eylesin Hac Faik Bezirgana sorduğumda ayni şöyle söyledi :
– Ben Mihrinin sesine dayanamazdım o sesi çok güzel ve kafadan çağırıyordu, ben ise dinlediğim zaman ağlayıp göz yaşlarımı tuta bilmezdim, bu nedenle ben susup o çağırmaya devam ederdi. Ta sonradan anladık ki hac Faik ve Mihrinin ikisininde sevda konusunda ayni tarızları ve elemleri varmış, (Hac Faik) bir akrabasıyla evlenir, bir az müdetten sonra eşi küs olur ve babası evine döner, sonradan kadın verem hastası olarak hac Faiki görmek ister annesi bu görüşmeye mani olur ve haciye yol veremez kendi eşini ölüm yatağında görmez. (Mihri) ise bir geceliğe bir kadınla evlenirken gönlüne aşk odu koyup ertesi gün zorla kadını istemeden boşar, ama sevdası ölünceye kadar kalbinde ölmez yaşar.
(Mihri) bu ayrılığı aşağıdaki şiirinde açık açığa söylemektedir :

Gitti Eyşi istirahat geldi zahmet növbeti,
Gitti devri iz ve rifaat geldi zillet növbeti.

Gitti devri nazu işve dilde revnek kalmadı,
Gitti devri sihatu ten geldi illet növbet.

Gitti devri bezmu rezimü hem hicazila neva,
Gitti kim sazü santur geldi nekbet növbeti.

Her kime kim derdim açtım söyledi mecnun musun
Gitti devri hoşmendi geldi cennet növbeti.

Çeşmi ibretle taammül kıl bu dehri fanıya,
Gitti devri nom gaflet geldi ibret növbeti.

Merhum ünlü Reşat muftu beylari, mihri hakkında ayni şöyle konuştu :

– Mulla şerif mulla ibrahim zamanında benim en yakın arkadaşlarımdan biriydi beraber (Seyit Merdan) yanında (Tecvit ile makamları) alışıyorduk … (Mihri) Kurani Kerim çok ustaca okuyordu okumasıda Tertil ve Tecvit kurallarına göre okuyordu, ve tam bilgisi var iydi, özelliklede makam ve hoyrat usullarında çok şahana eda ederdi, tabii önceden (Seyit Merdan) gözetiminde öğrenmiştir bu makam ve usulları. Defalarca babamın (Molla Mehmet Efendi)’nin odasında kale camisinde bu kişiler(Mihri, Molla Reuf, Şahaba, Seyit Merdan, Kör Veli ve Hac Abdullah DEFZEN) bulunuyordular ve birbirine karşı vererek Hoyrat yarışı başlardı, (Mihri) çok başarli bir makam okuyan olduğuna reğmen, seside çok hoş ve etkiliydi. Ayni zamanda yüzü gülmeli bir görkemli ve bir yakışıkli genç iydi, her gören onun hayranı olurdu.
Diğer yandan Dr. Abdullah şeyh Mustafa El- Nakışbendi beyleri kendi yazdığı kitabında ki arapçadı yayına vermiştir (Macma El- eştat kitabinda sayfa 349’da ) (Molla Şerif Molla İbrahim)’mın
Uzatmak istemiyorum son olarak (Mihrinin) Türkçe bir Peygamber Efendimizin Muhammet (S. V.) için yazdığı bir Medhiyesini siz sevgilerimize sunmak istiyorum şiir 20 sayfalık çok uzun olduğu için bir kaç mısralar alıyorum … Tabii buda el yazısı divanından almışım hiç bir yerde yazılmamıştır :
Hazreti Resul Ekrem ve Nebii muhterem Muhammet Efendimizin doğumu hakkında rabii El – evvelin on ikinci gecesinde denilen bir kasidedir :

Toğdu bir rehmeti hakk mahiyi tuğyan bu gece,
Oldular ehli kubur naili ğufran bu gece.

Mekkeye dehşet erişti bu viladetle hemen,
Oldu hep dahiyeler cümlesi hayran bu gece.

Ehli cur ehli ğadır düştü revacından derhal,
Zalimin zülmünede kalmadı meydan bu gece.

Bahri sade kuruyup kalmadı bir damla suyu,
Söndü Faris ateşi çatladı Eyvan bu gece.

Tarumar oldu olan kafir Cemiyeti,
Kisranın nadisinde oldu perişan bu gece.

Bu medih olsun pesend : Hicri Dede nezdinde,
Dahisin eyliyecek medyun şükran bu gece.

Odur usta edeb şairi meşhür Cihan,
Ola yardımcı ona Tevfiki Yezdan bu gece.

Bir çok şiirleri iyse Arepçe yazmiştir özellikle dini konularda, bu yüzden sadece dört satır bir şirinden örnek almak istiyorum ve Gömütü nurla dolsun Aminnnnnnnn :

Salli ya Rebi ala El – Resul,
Şefii El – umme Ebi El – Betul,
Fe inni devmen muğrem El – Nebi,
Celil El – kadri num El – mamul,
Bicahi El – sahaba vel Alı Tara,
Demir İlahi ehlil El – Zelal,
.
.
.
.
(Şerif) yatlub minke el – maune,
Bisirri ma bihi yeum El – mal.
Son olarak şunu söylemek istiyorum, her yazı her tarih olayları her kim olursa olsun emanet olarak doğruyu yazmalıdır çünkü bir kişinin ne kadar diğerlerinden hakıkı bilgileri saklanırsa muhakkek ki bir gün gerçeleri ortaya çıkar. Bu yüzden siz ey tarihi bozan gerçekleri saklayanlar yeter ayının gerçekleri saklamayın. Derin saygılarımla.

Kaynaklar:

1 – Mihri Şerifin özel el yazısı defteri.
2 – Nüseri nevi Dergisi Sayı (26 – 27) – Nisan 2005.
3 – Dr. Abdullah Haddad- Türkçe şiiri ondan aldım.
4 – Nebil Rauf Erbilli – Aile bilgilerini ondan aldım( Benim Bibim oğludur).