Blog

  • Riyaz DEMİRÇİ.”Can Karabağım”

    rdh

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Irak temsilcisi

    Hasretin boy atmış boyumdan yüca
    Xocalı derdine yakıldım nece
    Şuşa hep başımda gemli düşünce
    Gönlümde sen varsın,can Karabağım

    Ben sana canımı vermek isterim
    Gelib de gülünü dermek isterim
    Atamın yurdusun görmek isterim
    Gönlümde sen varsın ,can Karabağım

    Söyle kimler oldu yolun bağlatan
    Kahr olsun kadere bizi dağlatan
    Laçin kelbecerdi bizi ağlatan
    Gönlümde sen varsın,can Karabağım.

    Ben senin oğlunum çekerim cefa
    Dolanım başına günde bin defa
    Duşmanı maf edib buluruz sefa
    Gönlümde sen varsın,can Karabagım

    Senin tarıfını babamdan sordum
    Her gün hasretnle oturup durdum
    Kurbanım ben sana a benim yurdum
    Gönlümde sen varsın,can Karabagım

    Kubatlı,Zengilan,Fizuli nerde
    Hankenti,Cebrayil sızlama derde
    Yeniden geleriz koynuna bir de
    Gönlümde sen varsın,can Karabağım.

  • Esat ERBİL.”Türkmen Cinaslı Hoyratlarımızda … Osman MAZLUMUN Felsefe ve Uzmanlığı”

    03

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Irak temsilcisi

    Not : Değerli ve sevgili Azerbaycan Edebiyatçılarına, Irak Türkmenler arsında büyük ün kazanan son Klasik şairlerimizden olan ( Osman Mazlum )’un Bir kaç Yazdığı Hoyratlarında ( Bayatılarında ) ele alıp içinde kapsayan Felsefeyı sizlere açıklamak istedim. İnşallah beğenirsiniz. Saygılarımla.

    Cansize
    Ruh ne yapsın cansıza
    Erbill’iye şereftir
    Kurban versin can, size.

    Esat ERBİL

    Türkmen edbiyatı Irak’ta ve dünya Edebiyatı arasında geniş bir yer almıştır, bu zengin edebiyat bir çok bölümlerden oluşmuştur bu nedenle de plansız içine girmekle insan oğlu dalları arasında kendini kayp eder … İşte bu zengin dallarından örnek olarak alırsak ( Şiir, Hoyrat, Dörtlük, Öykü, öykücük, Sahne, Piyes, Düz Yazı, Araştıma ve diğer dalları … ). Biz Türkmenlerin medeniyet tarihimizda olduğu gibi zengin bir geçmişimiz vardır bunada tarih sayfaları belge olarak ep iyi bir tanıktır.
    Şüphesiz şayet dönersek çok eski tarih sayfalarına ve tarafsız bir araştırmacı gözü ile tarih sayfalarını titizce takıp edersek görünür ki Türkmenler asil yerleri Ortaasyadan gelen bir kavumdur ( Daha net Aslımız Azerbaycalı olduğumuzu İyice biliyoruz ), ve Irak toprakları verimli olduğu için orada yerleşmeleri Tarihi çok çok eskiden beridir tespit olunmuştur, nedeni ise çünkü Irakın Toprakları verimli bir toprak ve sürekli Türk aşiretleri arasında çıkan çatışmalar nedenile bir birlerinden uzak düşüp oraları seçmişlerdir. Bu göç tarihlerini iyice araştırırsak ve tarihçilerin belge ve Orhun Yazılarına dayanarak biz Türkmenlerin Irakta yerleşme tarihimiz çok eski olduğunu vurgulamaktadır ve dönemide ( Sümerler dönemine dayanmaktadır ) … Böylece tarihimiz koca bir tarihtir ve edebiyatımızda ona göre koca olmaktadır. Bu sözümüze tanık olduğu yüzlerce şair ve Efsanevi yazarlarımız bulunmaktadırlar, işte edebiyatımızda yüzlerce dev şair ve yazarlar bulunmaktadır ve bir kaç filozof şairlerimiz vardır ki onlarıın ismiyle biz Türkmenler İftihar etmekten onur duyarız. Örneğin : Farabi, Nesimi, Şairler Sultanı Fuzuli, Kabil, Şeyh Cercisler, Garibi, Nesrin ERBİL, Mehmet İzzet HATAT, Ata TERZİBAŞI, Mehmet Sadik, Osman MAZLUM ve diğerleri.
    Burada onu vurgulamak istiyorum ki Türkmen Edebiyatında yüzlerce dev kilasik şairlerimiz vardır ama Irak Türkmenlerinin son Kilasik şairlerimizden ki kendisiyle uzun zamanlar bir ortamda dostluk edip ve bir kaç suhbetlerde bulunmuşuz ve faydalı bilgiler edebiyat yeteneğime bir hoca olarak sunmuştur oda ölmez şairimiz merhum Avukat ( Osman MAZLUMDUR ).
    ( Mazlum ) diye biliriz hayatını Türkmen Edebiyatına adadı, o hiç evlenmedi hayatına ortak seçmedi belkide hayat ortağı sadece Türkmen Edebiyatı oldu, o elinden geldiği kadar biz Türkmenlere bir çok ürünler sundu, böylece diyebiliriz ki ( Mazlum ) kişisel mutluluğundan Türkmen Milleti için vaz geçt, ve hayatını Edebiyatımıza kurban verdi, buda bizim görüşümüzde en büyük özveridir ve büyük takdire şayendir.
    Söylediğimiz gibi ( Osaman MAZLUM ) Edebiyatimizin önemli bir sembölüdür ve değerli bir yeride vardır, onun hayatından kısa bilgiler vermeyi burada uygun görüyorum :

    Asıl ismi ( Osman Mustafa Ali ), 1922 yılında Kerkük Şehrinde dünyaya göz açmiştir, ilk ve orta ve liseyi Kerkükte bitirdikten sonra 1952 yılında Bağdat Üniversitesinin Hukuk Fakültesine alınmıştır, 1956 yılında Fakülteyi başarıyla bitirirken, 1957 yılından itibaren özgür Avukatlıkta çalışmıştır, sonradan Kerkük Mahkemesinde Baş Katip görevine atanmıştır, uzun yıllar hizmet sunarken en son Emekliye ayrılmıştır. 22 Temmuz 1995 tarihinde fani dünyaya göz yumup Allahin rahmetine kavuşmuştur, ve bizden ebedi ayrılırken Türkmen Edebiyatımız en son Eski Kilasik Şairlerimizden toprağa verilmiştir, gömütü nurla dolsun amin.
    Bu uzun zaman içersinde yoğun çalışmaları nedeniyle bir çok ürünler ortaya koymuştur onlardan :
    1 – Kerkük Hoyratları ( 3 Cilt ) – 1956 – Bağdat.
    2 – Gönlümün Defterinden – Şiirler – 1967 – Kerkük.
    3 – Abidin – Şiirler – 1972 – Kerkük.
    4 – Hoyratlar – 1975 – Bağdat.
    5 – Horuzla Hasbihal – Dörtlükler – 1986 – Bağdat.
    6 – En son Değerli Yazar ve Sanatçımız ( Behcet Gamgin ) Beyleri Mazlümün Kitaplarda bulunmayan şiir ve gazellerini bir kitaba yerleştirdi oda ( Osman Mazlumun Ülfetnamesi ) adında bir kitap ortaya koydu.
    Yukarıda sıraladığımız kitaplar bir Türkmenlerin Kütüphanelerini zenginleştirip yeni eserler kazandırmıştır, bu münasebetle uzun zamandan beridir büyük şairimiz ( Osman Mazlum ) hakında yazmak istemişim ama yoğun işlerim nedeniyle yolumda engel olmuştur.
    Bu gün firsatı buldum ve bu firsatı kaçırmamak için bir kaç Cinaslı Hoyralarından ele alıp onları iceleyip ve ne kadar anlamlı olduğunu ve ne kadar Felsefe ve dirayetli hikmetli anlamlar kapsadığını göstermek istedim, benim yorumum olabilir ( Mazlum ) yazdığı hoyratların yüzde bir ifade ettiği anlamlar vermemişim ama onu anmak ve ruhune bir fatihavermek ve onu unutmamak vefadan geldiği için güzel Hoyratlarından bazisini ele aldık umit ederim ki azda olsa bile vefa görevimi ödemiş olabilirim.
    Ben yaptığım araştırma ( Mazlum )’un Hoyratlarını incelemek değil belki de ne kadar ( Mazlum ) usta bir şair ve şiirinde ve Hoyratlarında Mantik kullanan birsi olduğunu ve bu Hoyratlar ne amaçta yazıldığını ve ne Felsefeyi anlam taşıdığını ifade etmesini göstermek isti istiyorum, diğer yandan bu Hoyratlar biz Türkmanlerin Milli Kimliğimiz olduğunu gençlerin gözleri önüne seergilermek istedim ki her zaman bu Hoyratlar biz Türkmenlerinin kimlikleri olarak güvenmelerini istiyorum. Başka bir önemli neden ise oda Hoyrat Cinasli olması ve kanadları arasında anlam bütünlüğünü göstermek istedim ki gelecek aydın gençlerimiz ve yeni kuşak Hoyrat yazan Hoyrat anlam bütünlüğü ile konu birliğinine önem vermelerini arzu ettim, bir araştırmacı olarak ( Mazlum ) Felsefe anlamlı Hoyratlarını genç yazarlarımıza titiz bir yol ile açıklamağı uygun gördüm ve inşallah başarlı olmamı ümit ederim :

    ( 1 )

    Gülerem
    Bülbül eyler güle, ram
    Alam zevkinden güler
    Men derdimden gülerem.

    Yukarıdaki Hoyratın kanadlarına iyice bir göz atarsak, görürüz ki her şeyden önce Cinas bakımındancinası tamdır, birinci ve ikinci kanatlarına bakarsak anlam bütünlüğü mükkemeldir, çünkü gül ile bülbül ikiside yerleri bağdır bir birinede aşıklar, yanı birinci kanatta gül ile başlamiştir ikinci kanatta ise aynı bağdan dışarı çıkmıyarak bağ içinde kalmıştır ve bülbülün güle şeyda ve aşık olduğunu çok güzel ifade edip ve iyi bir uslupla göstermiştir ve bülbül güle hayran ollduğundan etrafında pervane gibi dolanmayı ( Ata sözünü vurguluyarak başına dolanım – Sevgi ve mühabbeti ifade etmektedir ), ve aşıklığını ispat etmek için kendine göstermektedir. Gel gelelim üç ve dördüncü kanadına, insan oğlunun safa içinde olduğundan mutlu olup gülmeleri gerekmektedir ve mutluluğa yol açılır, ama diğer yandan bazi kimseler de özelliklede hayatını başkalarına ödeyen ve elem içinde mutsuz yaşayanlar ki ne kadar da paraları bulunup ama saadeti bulmadıkları halde umutsusluktanda gülerler … Acı ve Üzüntü bazen insan oğlunu güldürür buda hayat Felsefesidir. Söylemeye değer ki yukarıdaki Hoyrat bence en mükkemel bir şekilde yazmıştır marhum ( Osman Mazlum ) Ağabeyimiz. Hoyrat her insanın yaşamında büyük bir rol oynamaktadır, bu yüzden sizlere en güzel ve anlamlı olanları örnek vermek istiyoruz.

    ( 2 )

    Güleseri
    Bülbül ver Güle, seri
    Bağımı xazan vurdu
    Koymadı gül, eseri.

    ( Mazlumun ) ikinci Hoyratında genel şekil ve anlam bütünlüğü daha mükkemel bir şekilde görünmektedir, birinci Hoyrattan daha güzel anlam bütünlüğü işlenmiştir :
    Bağ içinde bulunan nesneler şunlardır ( Bağvan, Gül, Bülbül, Dikan, duvar ) hepsi bu hoyratta bulunup şayet zikr olunmamışsada ama onlara değinmiştir. Her bir hoyrat yazılırsa cinas – anlam bütünlüğü ve güzel şekil oluşursa bu üç öğe hoyratın değerini gösterecek ve her bir hoyratçı veya şair hoyratı yazdığı an bu öğelere dikkat etmeleri gerekiyor, şayet hoyrat bu şekilde yazılırsa o zaman bu hoyrat Cinas, anlam ve şekil bakımından bütün olacaktır. Bakınız ( Mazlum ) ne güzel işlemiştir bağda gülü ele almıştır, bülbülü de sadik bir aşık göstererek pervane gibi gülün başına dolanmaktadır ve başını gül oğruna kurban verirsede hale az olduğunu ifade etmektedir … Böylece tüm insanlara burada bir önemli mesaj veriyor oda :
    Her aşık maşukuna başını kurban verse bile çok normaldır vefa , sevda, kurban ve özveri kapsayan aşk her zaman başarlı olacağına emin olmalarını gösteriyor ve en sonunda iki sevilern başın bir yastığta uyumalarına vesile olur ve mutlu bir yaşam önlerine sergiliyecektir.
    Diğer yandan ( Mazlum ) insanlara genel olarak hıtap etmektedir ve onları hepsini çağırıp aynı şöyle felsefe olarak söylemektedir :
    İsan oğlu ne kadar mutlu olursa olsun ama mutluluk nesnelerini elinde olduğu halde anıdan kayp ederse o zaman ümidini kayp ettiği zaman hayal alemine teslim olmaması gerekiyor ve mücadelesini sürdürüp devam etmesi gerekir. İşte felsefe anlamında burada meydanda ortaya çıkıyor ki söyliyor ( Bağımı Tikan vurdu … Gül eseri kalmadı ) yanı diğer anlamda felsefenin diğer yüzüne göz atarsak söyliyor ki yad eller her şeyimi alıp hiç bir şey bize bırakmadılar ve yerimizi, tarlalarımızı ve arsalarımızı elimizden alarak kendi öz yurdumuzda yabancı kaldık daha anlam bütünlüğünde söyliyor iyi insanlar az kaldı ve değerli insanlardan iz kalmamış gibi görünüyor, bu halde kanaatım var ki iyi mücadele sonucunda tekrar kayp ettiğimiz ve bize ayıt olanları geri alacağımıza ümit verip yeniden gülü dikip bağımızı avadan edip tekrar başlar süslü ve renkli güller ile düzen haline getireceğiz. İnsan oğlu bir kayp edip iki kayp ederse ama labut üçüncü veya dördüncü uğraşmalarında başarı elde eder ve umutlar gerçekleşir.

    ( 3 )

    Kanala
    Vapor girdi Kanala
    Yüzüne suluk salma
    Koy dudağım kan, ala.

    Yukarıda bulunan hoyratta büyük usta şairimiz ( Mazzlum ) dünyanın bütün insanlarına anlatmak istiyor ki eskiden atalarımız nasıl hasta olanlara ilaç yapmaktaydılar, özellikle de eskide bugünümüz gibi ilaç nesneleri bulunmamaktaydı o zaman mazıdan bir ölümsüz bir örnek almış biz yeni kuşaklara anlatmak istiyor ki nasıl o dönemlerde hasta birsine ilaç yapılırdı. Bu hoyratta ( Mazlum ) bizleri ta 1920 yıllarına geri dönderip o dönemlerde bel ağrısı ve kemik hastalığı ve baş ağrısı olanların nasıl ilaç olurmuşlar bu ilaçı anlamak için açıklamak zorundayım ( evvelki zamanlarda atalarımı ve büyüklerimiz ” Hicame ” denilen yollar ile hastalar ilaç olunmaktaydılar, bu ilaç hakkında Peygamber Efendimiz Muhammed ( s.a.s ) buyurmuş bir hadisi şerifte : ki ” Hicame ” yapmak Müslümanlar için bir Sünnettir ), buda hastanın beliden ve boynundan yoksada yüzünden hicame olarak kan almakla gerçekleşirdi. ( söylentilere göre her insanın belinin üst bölgelerinde Bahar Mevsiminde gözdesinde bulunan tüm pis kan o bölgede toplanır bu nedenle de hicame belin üst bölgelerinde kan almakla olurdu, Hicame yapılırken hemen o hasta iyi olurmuş ve bel ile ayak ağrısı kesilirdi, söylemeye değer ki bazi Türkmen köy ve kasabalarımızda Hicamede ufak bir su Hayvanı kullanmaktaydılar onun ismi ” Sülük “tur, bu su hayvanı hasta kimsenin beline ve yüzüne bırakılıdı bu hayvanda tüm pis kanları hastanın canından alıp emerdi, sonradan bir başka sülük bele yoksada ayağa bırakırdılar böylece tüm pis kanlar hasta canından çıkıp iyileşirdi . Şimdi gel gelelim yukarıda yazıldığı Hoyratımıze büyük şairimiz bize ilk önceden Folkulor hasta ilac yollarını biz genc kuşaklara anlatıyor ve seslenip bakınız sizin büyükleriniz veya atalarınız öyle açıklayıp yollar ile hastalarını ilac etmekteydiler. Diğer yandan sevgiline hitaben söyliyor :
    Ey sevgilim Sülüğe ne gerek var yüzüne salmışsın pis kanları emmek için bırak ben öpüşlerimle o pis kanları emip sömürüm ve seni iyileştirim, birde sen yanaklarını ağzıma koyda bak ne güzel oynayacağım ( Sülük ) yerine dişlerim dudaklarını eme eme kızartıp senin tüm eş ve can azarından kurtaracağam ve azarlarına son vereceğim, çünkü yanağının Zekatını dudaklarından alacağım ey dilber.
    Böylece ( Mazlum ) bizlere sesleniyor bakınız atalarınızın izlerini kayp etmeyin onların izinde yuruyun.

    ( 4 )

    Yazılanı
    Bağ gezer yaz, yılanı
    Başıma gelenden bil
    Alnıma yazılanı.

    ( Mazlum ) bu Hoyratta bizlere yaz günlerinde bağları dolaşıp haberdar etmektedir ki yıllanlar çokalır yaz mevsiminde bağda dolaşırlar, böylece insanları uyarıyor ve dikkatlarını çekmek istiyor. Diğer yandan insan oğlu derler ki alnında ne yazılmışsa onu görmeli. ( Mazlum ) hayatını iki satırla anlatıyor mütsüz ve kimsesiz yanlız eşsiz ve yoldaşsız olduğunu anlatıyor ki bak yüzüne anlarsın bu insan kimsesiz ve mütsüz olduğunu alnında yazılmamış ama o kadar zülüm ve gam ile çile çekmiş kı alının yazısı hayat sıkıntılarından belli olmuştur.

    Osman Mazlümün çok kimetli yukarıda gösterdiğimiz örneklerden daha fazla ve derin anlamlı Hoyrat ve şiirleri vardır burada yazımıza son vermek istiyorum derin saygı ve sevgilerimle.

  • Esat ERBİL.”Son Dünyayı”

    03

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Irak temsilcisi

    Dünya hiçtir, sonu boştur,
    Öz canıma, can istirem,
    Bu Dünyanın, nesi hoştur,
    Son Dünyayı, men istirem.

    Çok eğlen gül, sonun ölüm,
    Gel yastığın, olsun kolum,
    Esirgeme, Aşkla dolum,
    Son Dünyayı, men istirem.

    Hayat biter, işin kalır,
    İnsan oğlu, işe dalır,
    Aşık olan, yarı alır,
    Son Dünyayı, men istirem.

    Yürek bende, değil canan,
    Kör körüne, aşka kanan,
    Bak kürede, gönlüm yanan,
    Son Dünyayı, men istirem.

    Her şeyimi, verdim sana,
    Sen boyattın beni kana,
    Eller gezdim düştüm yana,
    Son Dünyayı, men istirem.

    Dost ne demek, ben bilirim,
    Dünya aşkın, ben silirim,
    Yaprak gibi, bak solurum,
    Son Dünyayı, men istirem.

    Yaşam tatlı, bilen olsa,
    Yar yarına, tekin bulsa,
    Burda değil, orda gülse,
    Son Dünyayı, men istirem.

    Gördüm tühaf, insanları,
    Ye cahil ye, erenleri,
    Pul kızılı, sevenleri,
    Son Dünyayı, men istirem.

    Değmez dünya, bilin fani,
    Boşa yorma, sen bu canı,
    Gidertmeden, güzel anı,
    Son Dünyayı, men istirem.

    Gördüm yalan, maskalı yüz,
    Özü birdir, sözleri yüz,
    Sözüm açık, derim ben düz,
    Son Dünyayı, men istirem.

    ( Esat ) yandı, bu dünyada,
    İster seni, o dünyada,
    Ya ahrette, ya dünyada,
    Son Dünyayı, men istirem.

  • Esat ERBİL.”Öksüz Gönlüme!”

    01

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Irak temsilcisi

    Uyku gözden hep akıyor
    Ne çok güzel yar bakıyor
    Müjganların ok takıyor
    Benim öksüz bu gönlüme.

    Çok hüzünler yüzündedir
    Sihir büyü gözündedir
    Bir çare bul özündedir
    Benim öksüz bu gönlüme.

    Balla şeker sözlerinde
    Menim gözüm gözlerinde
    Okun atma düzlerinde
    Benim öksüz bu gönlüme.

    Ne güzel bir sevgin esti
    Ne şivendi nede yasti
    Okun yaman vurdun besti
    Benim öksüz bu gönlüme.

    Beyaz bayrak kaldırdım ben
    Kalbim yara çaresi sen
    Müjan vurma yorulmuş can
    Benim öksüz bu gönlüme.

    Gözlerinde siyah sürme
    Bana diyor hadi durma
    Kalbim zaif lütfen yorma
    Benim öksüz bu gönlüme.

    Nolur bensiz bir gün yatma
    Nazın hoştur bana satma
    İnsaf eyle okun atma
    Benim öksüz bu gönlüme.

    Özüm yaşlı bil bitmişem
    Aşk suyunda gör itmişem
    Şirin söz de hoş yatmışam
    Benim öksüz bu gönlüme.

    Keşki bundan 10 yıl önce
    Seni bulup sevip bence
    Okların kes girde ince
    Benim öksüz bu gönlüme.

    ( Esat ) dedi, kaçtın ondan,
    Tek sevenin, benim candan,
    Gel gir katıl, orda kandan,
    Benim öksüz bu gönlüme.

  • Harika UFUK.”ATALARINDAN EMANETTİR”

    h

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Türkiye temssilcisi

    Türkçe’ne sahip çık, çok sev dilini,
    Dilin emanettir atalarından!
    Hor görme köyünü, güzel ilini,
    İlin emanettir atalarından!

    Tanı milletini, şanlı ordunu,
    Canından aziz bil, çok sev yurdunu,
    Fark etmen gerekir, kuzu kurdunu,
    Gülün emanettir atalarından!

    Vatanın bağrında karlı dağların,
    Bereket kaynağı yeşil bağların,
    Tarihler boyunca şanlı çağların,
    Yolun emanettir atalarından!

    Harika milletle güzeldir seyran,
    Dağı, taşı güzel, hayranım, hayran,
    Türkmen güzeli ver yayıktan ayran,
    Tülün emanettir atalarından!

    Adana.20.11.2008.SAAT: 09.10

  • Harika UFUK.”BOŞLUKLAR VE HOŞLUKLAR”

    h

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Türkiye temssilcisi

    Hayat bu; güzellikler de yaşanır, acılar da… Kimi insanlar mutlulukları bol bol yaşarken kimi insanlar da acılardan nasiplerini fazlasıyla alırlar. Önemli olan iyi veya kötü yaşananlar değil, bunlardan ders çıkarabilmektir. “Şahsen her olaydan kendime ders çıkarmayı bilmişimdir.” desem de aldığım derslerin ardı arkası kesilmemekte…

    Kimin güvendiği dağlara kar yağmamıştır? Hayatı boyunca kim hayal kırıklığı yaşamamıştır ki! Elbette bu olayların dozu da faklı farklıdır. Biri yemekte börek beklerken makarna geldiği için hayal kırıklığı yaşar; diğeri de güvendiği bir kişinin ne kadar güvenilmez ve ikiyüzlü olduğunu öğrendiği zaman… İşte ben bu ikincisini yaşayanları anlatacağım.

    Dış görünüşe önem vermemek gerekir desek de maalesef insanların dış görünüşleri iç yüzlerini gizlemekte çoğu zaman… Bunu, işe yaramaz bir eşyanın muhteşem bir ambalaj içinde sunumunun ilk bakışta hayranlık uyandırması ancak paket açıldıktan sonraki karmakarışık yüz haline benzetiyorum. “Bazı insanlar elektrik süpürgesine benziyorlar. Dışarıdan bakınca içlerindeki pislikler görünmüyor.” diye bir söz var. Doğru laf bence… Dışını allayıp pullayıp insanlara kendini başka türlü gösteren dışı hoş, kendisi bomboş insanlar tanıdım. Kendini melek gibi göstererek idealize ederek önce kendilerini sonra etrafındakileri buna inandıranlar…

    Paulo Coelho şöyle demiş: “Bazen insanın en büyük hatası, yüzüne gülen herkesi kendisi gibi sanmasıdır.” Peki, ne yapacağız? Nasıl kurtulacağız bu ikiyüzlü insanlardan? Bence çok zor… Ne kadar uzaklaşsak da bir bakıyoruz ki burnumuzun dibindeler.

    Dili güllü tabir ettiğimiz insanlara da dikkat etmemiz lazım. Unutmayalım ki ağzında balı olan arının kuyruğunda da iğnesi vardır. Hoşlukların ardındaki boşlukları zamanında fark edersek kendimizi bu insanlardan koruyabiliriz sanıyorum.

    Dileğim şudur ki Allah hepimizi içi dışı bir dürüst insanlarla karşılaştırsın. Aynaya baktığımızda gördüğümüz yüz iç yüzümüzü de yansıtıyorsa ne mutlu bizlere… Tatlı gülüşlerinin ve tatlı sözlerinin arkasında gizlenen ikinci bir yüzü varsa kişinin ona yazıklar olsun.

    Adana.11.08.2015.Saat: 12.05

  • Rahilə DÖVRAN.”Ay işığında”

    rahileanam

    Şairə-jurnalist-publisist
    Azərbaycan Yazıçılar Birliyinin üzvü,
    “Qızıl qələm” media mükafatı laureatı,

    Sonetlərim – silsiləsindən

    Sənin o növraqlı yolların üstə,
    Çiçəkli baharam,qönçə güləm mən.
    Bir ömür istərəm ,qolların üstə,
    Sevgimi,eşqimi sənlə böləm mən.

    Könül can atanda ilk görüşünə,
    O axşam hədiyyən vüsalın oldu.
    Ayın nuru qondu xoş gülüşünə,
    Söyüdlər həsrətlə saçların yoldu.

    Olub eşq dalğıcı tapdım dürr,inci,
    Qəlbimə sığmırdı eşqin sevinci
    Ulduzlar süzürdü bizi o anda.

    Xoş bahar gecəsi artıq yarıydi,
    Şahid göy üzünün ulduzlarıydı,
    Qoşa addımladıq,ay işığında.

  • Rahilə DÖVRAN.”Ana dilim”

    rahileanam

    Şairə-jurnalist-publisist
    Azərbaycan Yazıçılar Birliyinin üzvü,
    “Qızıl qələm” media mükafatı laureatı,

    Yaradanın duasıdır,
    Xalqın könül butasıdır.
    Lisanların atasıdır,
    Doğma dilim, Ana dilim.

    Ümman qədər dərindir,
    Gəl sən də dinlə, dindir.
    Qənddən, baldan şirindir,
    Doğma dilim, Ana dilim.

    Günəşlədir, ayladır,
    Qəlb oxşayan layladır.
    Güldürür, həm ağladır,
    Doğma dilim, Ana dilim.

    Güvəni var özünə,
    Hər kəlmə, hər sözünə.
    Oxdur düşmən gözünə,
    Doğma dilim, Ana dilim.

    Hopub iliyə, qana,
    Mən övladam, o Ana.
    Qələm verib Dövrana,
    Doğma dilim, Ana dilim.

  • Abdulla MƏMMƏD.”Qapımı açmışam dağlara sarı”

    abdullamuellim

    Qapımı açmışam dağlara sarı,
    Dağlardan əsən meh üzümdən öpür.
    Neçə kədərimə dağlar hasarım,
    Gözüm zirvələrin gözündən öpür.

    Qürubun gözündən qərib bir həsrət,
    Günəşin üzündən qəm-qüssə yağır.
    Bu günüm ömrümə yazılan qismət,
    Sabahım RƏBBİMİN əlinə baxır.

    Solur buludların qızıl yanağı,
    Qaralır səmanın mavi bənizi.
    Çəkdikçə ay üzdən bəyaz düvağı,
    Əriyir göylərin zülmət dənizi.

    Ulduzlar səmada yanan çıraqban,
    Gecənin qoynunda Ay ocaq çatır.
    Bu gecə sükuta qərq olur hər yan,
    Bu gecə hər nə var ürəyə yatır.

    An ana calanıb gecədən keçir,
    Bir də ayılıram- gecə yarıdır.
    Sən demə xəyalım gecədən keçib
    Yuxumu qaçıran sözün yarıdır.

    Bu gecə sıgınıb tənhalığıma,
    Barışa bilmirəm dərdlə,qədərlə.
    Bürünüb ümidin bəyazlığına,
    Vaxtı öldürürəm xatirələrlə.

    Gecəmi vaxt yeyir,özümü sözüm,
    Söz-söz boşalıram varağın üstə.
    Sözümün əlindən əlimi üzüb,
    Yeriyə bilmərəm ayağım üstə.

    Qapımı açmışam dağlara sarı,
    Dağlardan əsən meh üzümdən öpür.
    Neçə kədərimə dağlar hasarım,
    Gözüm zirvələrin gözündən öpür.

    Azərbaycan Quba
    04.05.2001.

  • Abdulla MƏMMƏD.”Gerçək yuxulu gecə”

    abdullamuellim

    Bu gecəni sükut yeyir,
    Bu gecə-sənsiz bir gecə.
    Sənli günü həsrət geyib,
    Bu gecədən çətin keçəm.

    Bu gecə neçə söz ölüb-
    Dirilir,qatır başımı.
    Bu gecə-göydən süzülən
    Ulduz-ulduz göz yaşımı?!

    Üzümdə ayın işığı,
    Gözümdə dərd gecələyir.
    Üzür məni tənhalığım,
    Ürəyimi gecə yeyir.

    Üşütməzdi qəm sevgimi,
    Gəlməzdi həsrət qapıma.
    Ulduzları təsbeh kimi
    Düzsəydim sevda sapına.

    Ulduzların misra-misra
    Durulsam süd baxışında,
    Nə dərdim olar,nə yaram-
    Yuyulsam söz yağışında.

    Gilə-gilə gilələnir,
    Ulduzlar göyün üzündə.
    Sanki göydən nur ələnib
    Zülməti yuyur gözümdən.

    Ay öpdükcə baxışımı,
    Təskinləşir ürəyim də.
    İçib ulduz yağışını,
    Söz cücərir ürəyimdə.

    Azərbaycan. Quba
    24.07.2016

  • İltimas İSMAYIL.”Atma amandır”

    ii

    Hasretin kalbimi dağladı yaman
    Gözlerim yaş döküp ağladı yaman
    Ayrılık içimde çağladı yaman
    Bu canı odlara atma amandır.

    Sevgili gelmeyen yollara düştüm
    İlaçsız sevdayla dillere düştüm
    Koşulup Mecnuna çöllere düştüm
    Aşıkların hali valla yamandır.

    Sevda nağmesini dilime taktı
    Akıl havalarda kalp yola çıktı
    Beni viran edip canımı yaktı
    Dizlerim büküldü, başım dumandır.

    Kismetin verdiği paydan geçilmez
    Tanrı istemezse bahtın açılmaz
    Talihe yazılan vaydan kaçılmaz
    Bekle, yaraları saran zamandır.

    25.04.2016

  • İltimas İSMAYIL.”Felek neden böyle yazdın bahtımı…”

    ii

    Yarın cemalini gördüm vuruldum
    Nazını çekmekten yandım kavruldum
    Acılar kismetim sana darıldım
    Felek neden böyle yazdın bahtımı

    Geceye yenildim Güneşim gitti
    Aşk beni bulunca dermanım bitti
    Leyladan beterim imanım yitti
    Felek neden böyle yazdın bahtımı.

    Yüregime yara vurdun çatlattın
    Aşık edip dertı bine katlattın
    Hiç mutlu olmadım, beni atlattın
    Felek neden böyle yazdın batımı.

    Yaptığından sorğu sual olunmaz
    Sevenler dert çeker bundan alınmaz
    Hasretten ölünür, yarsız kalınmaz
    Felek neden böyle yazdın bahtımı.

    05.05.2016

  • Müzəffər MƏZAHİM.”Neftçalam”

    mm

    Ömür yolcusuyam , limanım sənsən,
    Sevginlə qaynayır qanım , Neftçalam.
    Yelkənli qayığam , ümmanım sənsən,
    Sənə əmanətdir canım , Neftçalam.

    Sən mənə sadəcə ünvan deyilsən,
    Ümid qaynağısan , ata ocağı.
    Varsan , həqiqətsən , güman deyilsən,
    Mehrin , məhəbbətin ana qucağı.

    Xəzər şirin-şirin çalır laylanı,
    Oxşayır hüsnünü gilavar , xazri.
    Günəş səndə doğur , şəfəq parlayır.
    Bəxş edir cahana zərrin səhəri.

    Daim küləklərin zümzüməsidir.
    Kür ilə Xəzərin vüsal nəğməsi.
    Tarixin əbədi yaddaş səsidir,
    Qumlu sahillərin qüdsal nəğməsi.

    Bəzəksiz-düzəksiz gözəlliyində,
    Tanrının öz zövqü, möcüzəsi var.
    Sənin öz cazibən özəllyində
    Ürəkdən sevənə sirrini açar.

    Nə uca dağların, nə ormanların
    Nə buz bulaqların, çeşmələrin var
    Amma ləyaqətli, mərd insanların,
    Ürəyə yatımlı çeşnələrin var.

    Zəngin ovlaqların, sutatarların,
    Ceyranlı, turaclı çöllərin vardır.
    Yerüstü, yeraltı, sərvətin, varın,
    Barlı-bərəkətli ellərin vardır.

    Ömür yolcusuyam , limanım sənsən,
    Sevginlə qaynayır qanım , Neftçalam.
    Yelkənli qayığam , ümmanım sənsən,
    Sənə əmanətdir canım , Neftçalam

  • Müzəffər MƏZAHİM.”Gərək”

    mm

    Hər ürək yansın Hüseyn eşqilə pak olsun gərək,
    Hər könül qoy məst olub bu eşq ilə dolsun gərək.

    Məsləki, andı, səbatı, etibarı öyrədən,
    Bir imamın məqsədi örnək kimi qalsın gərək.

    Etdi insanlıq üçün canın fəda, oldu şəhid,
    Bu məqamı bəndələr hər gün yada salsın gərək.

    Ən müqəddəs bildiyi Allah yoluydu, dönmədi,
    Bu əqidə, bu inam daim zəfər çalsın gərək.

    Ağlama, ibrət götür, Allaha eşqi əxz elə,
    Hər Hüseyn aşiqinin qəlbi əmin gülsün gərək.

    Şəkkə qəlbində, Müzəffər, qayma yer qalsın, ələn,
    Şeytanı şahud tutan kafər kimi ölsün gərək.
    2012

  • Esat ERBİL.”Men Delisiyim Azerbaycanın”

    03

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Irak temsilcisi

    Sorarsın neden, ona vurğunam?
    Men delisiyem, Azerbaycanın,
    Aşkı uğrunda, inan yorğunam,
    Men delisiyem, Azerbaycanın.

    Ata yurdumdur, osuz yaşamam,
    Birlik olmazsa, engel aşamam,
    Ondan başka sevgi, kalbe taşamam,
    Men delisiyem, Azerbaycanın.

    Karebağ bizim, özgür olacak,
    Bu pis Ermenlerden, öcün alacak,
    Yüreklerinde, hasret kalacak,
    Men delisiyem, Azerbaycanın.

    Xocalı bizimdir, öcün alarız,
    Düşmanlar gönlüne, korku salarız,
    Azerbaycanımda, özgür kalarız,
    Men delisiyem, Azerbaycanın.

    Bu Atam yurdunu, görmek isterem,
    Torpağın göksüme, sarmak isterem,
    Bir gün önce ora , varmak isterem,
    Men delisiyem, Azerbaycanın.

    Turan elimiz, birleşer bir gün,
    Gönül mutlu olup, açılır düğün,
    Ey gelen nesiller, vatanla övün,
    Men delisiyem, Azerbaycanın.

  • Esat ERBİL.”Başbuğ AtaTürk”

    02

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Irak temsilcisi

    Toprağı kurtardın, çaremiz buldun,
    Hep severiz seni, Başbuğ AtaTürk.
    Dünyada en büyük, adam sen oldun,
    Hep severiz seni, Başbuğ AtaTürk.

    Derin bakışınla , düşmanı ezdin,
    Dünya tarihine, destanın yazdın,
    Bütün gönüllerde, adını kazdın,
    Hep severiz seni, Başbuğ AtaTürk.

    Sen ölümsüz oldun, bizim yürekte,
    Dünyaya örneksin, düzde direkte,
    İsminle birleştik, hedef erekte,
    Hep severiz seni, Başbuğ AtaTürk.

    İlkelerin yazdık, gönülde gözde,
    Mücadele ettik, işte yok sözde,
    Turan kurbanıda , oluruz bizde
    Hep severiz seni, başbuğ AtaTürk.

    Atatürk alpaslan, ölümsüz kalır,
    ( Esat ) bilmediğin, ilkeden alır,
    Yeni Türk dünyası, haline dalır,
    Hep severiz seni, başbuğ AtaTürk.

  • Esat ERBİL.”Ben Bir Türküm”

    01

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Irak temsilcisi

    Huyum güzel Türküm işte
    Vatan için kurban başta
    Türk oğluyum bu genç yaşta

    Darlıkta da düşmez yüküm
    Ben bir Türküm, Ben bir Türküm.

    Aşkın kalpta gerek kazım
    Sevgi kapsar bütün yazım
    Türkü çalar her an sazım

    Darlıkta da düşmez yüküm
    Ben bir Türküm, Ben bir Türküm.

    Dokuz ışık ilkem benim
    Türkmeneli canım tenim
    Bozkurtlarla birdir kanım

    Darlıkta da düşmez yüküm
    Ben bir Türküm, Ben bir Türküm.

    Ben Erbil’den geldim size
    Dert bir iyken geldi yüze
    Siz ey Türkler çare bize

    Darlıkta da düşmez yüküm
    Ben bir Türküm, Ben bir Türküm.

  • Harika UFUK.”Güzel gülüşlerin dünyaya değer”

    h

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Türkiye temssilcisi

    Ey sevgilim yanın cennet misali,
    Güzel gülüşlerin dünyaya değer.
    Yüzünü görmesem olurum deli,
    Güzel gülüşlerin dünyaya değer.

    Yolunu gözlerim ben yana yana,
    Dünya elin olsun, sen benden yana,
    Bizleri kıskanan ateşte yana,
    Güzel gülüşlerin dünyaya değer.

    Öyle güzelsin ki dişlerin inci,
    Karanlık dünyamın yaşam sevinci,
    Kılmanlar içinde sensin birinci,
    Güzel gülüşlerin dünyaya değer.

    Yüzüme bakışın ışıklar saçar,
    Gönlümün içinde kelebek uçar,
    Sanki yanağında çiçekler açar,
    Güzel gülüşlerin dünyaya değer.

    Harika cemalin sanki bir ışık,
    Senin için yanar bu dertli âşık,
    Sevda çekenlerin yolu dolaşık,
    Güzel gülüşlerin dünyaya değer.

    05.05.2009.Adana.SAAT: 15.15

  • Harika UFUK.”Sen İstanbul musun?”

    h

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Türkiye temssilcisi

    Yedi tepeli şehir gönüllere taht kurdun,
    Söyle sen cennet misin; yoksa İstanbul musun?
    Güzellikte eşin yok, bizi yürekten vurdun,
    Söyle sen cennet misin; yoksa İstanbul musun?

    O kadar güzeldir ki unutmam hiç Haliç’i,
    Dünyalara değişmem bambaşka Boğaziçi,
    Sultanahmet Camisi çiniyle süslü içi,
    Söyle sen cennet misin; yoksa İstanbul musun?

    Kızkulesi, Galata Kulelerin bambaşka ,
    Senden ayrılmak zordur tutulunca bu aşka,
    Göksu’ya uzanarak âşıklar dalmış meşke,
    Söyle sen cennet misin; yoksa İstanbul musun?

    İlk çağlarda yapılmış Yerebatan Sarnıcı,
    Bu şehirde yaşanmış bin bir sevinç ve acı,
    Hisarların başında adeta gelin tacı,
    Söyle sen cennet misin; yoksa İstanbul musun?

    Yıl bin dört yüz elli üç, çağ kapayıp çağ açtı,
    Fatih Sultan Mehmet Han, şehre ihsanlar saçtı,
    Bizanslılar şaşkındı, hepsi bir yana kaçtı,
    Söyle sen cennet misin; yoksa İstanbul musun?

    Saraylarında gördük neşeyi, debdebeyi,
    Dolmabahçe, Çırağan, Yıldız ve Beylerbeyi,
    Topkapı atlatmıştır sayısız badireyi,
    Söyle sen cennet misin; yoksa İstanbul musun?

    Kasideler, gazeller yazmış ünlü şairler,
    Anlatmaya yetmemiş avazlar birer birer,
    İstanbul Türkçesini dilde eyledin önder,
    Söyle sen cennet misin; yoksa İstanbul musun?

    Güzelliğine âşık inan ki bütün dünya,
    Her dilden dua sinmiş muhteşem Ayasofya,
    Kuzguncuk, Ümraniye, Bebek, Levent, Tarabya,
    Söyle sen cennet misin; yoksa İstanbul musun?

    Dünyada benzerin yok, mavi deniz Marmara,
    Gökyüzün ışıl ışıl, sevdan gönülde yara,
    Senin gibi bir şehri çamla çırayla ara,
    Söyle sen cennet misin; yoksa İstanbul musun?

    İki inci gerdanlık Fatih’in, Boğaziçi’n,
    Ömre ömür katarsın, yaşanır senin için,
    Kaç asırlık şehirsin, tarihle dolu için,
    Söyle sen cennet misin; yoksa İstanbul musun?

    Ne uygarlıklar geçti, hepsinden kaldı bir iz,
    Sana olan sevgide, hayranlıkta hep biriz,
    Fırtınalar kopsa da harika ikiliyiz.
    Söyle sen cennet misin; yoksa İstanbul musun?

    Adana.01.03.2010.Saat: 20.30

  • Gənclərin Mənəvi İnkişafı İctimai Birliyi

    Biz kimik?

    Gənclərin Mənəvi İnkişafı İctimai Birliyi Azərbaycan dövləti və xalqınının inkişafını və bütövlüyünü təmin edən milli-mənəvi dəyərlərini qorumaq, Heydər Əliyevin dövlətçilik prinsiplərinə qəlbən bağlı, dünyəvi dövlət quruluşunu və demokratiyanın inkişafını müdafiə edən müasir və bilikli nəsillər yetişdirmək məqsədilə fəaliyyət göstərən gənclər təşkilatıdır.

    Gənclərin Mənəvi İnkişafı İctimai Birliyi cənab Prezident İlham Əliyevin gənclər siyasətini tam dəstəkləyir və bu istiqamətdə atılan addımlara qoşulur.

    Gənclərin Mənəvi İnkişafı İctimai Birliyi dövlətçiliyimizə və millətimizə təhlükə törədən hər cür daxili və xarici qüvvələrə qarşıdır, bütün belə hallarda daim dövlətinin yanındadır. Təşkilat qəti şəkildə fanatizmə, xurafata və ümumbəşəri dəyərlərə qarşı olan cərəyanlara əks mövqedədir.

    Hədəfimiz nədir?

    Gənclərin Mənəvi İnkişafı İctimai Birliyinin əsas hədəfi vətəninə, dövlətinə, millətinə, bayrağına sadiq, milli-mənəvi dəyərlərini qoruyan, elmli, müasir və inanclı gəncliyin yetişməsində rol oynamaqdır.

    Niyə mənəviyyat?

    Millətin və dövlətin bölünməsinin qarşısını alan ən əsas faktorlar mənəvi dəyərlər və din əxlaqıdır. Hər hansı bir cəmiyyətin tarixi və mədəniyyəti nə qədər dərin köklərə əsaslanırsa əsaslansın, əgər mənəvi dəyərləri zəifdirsə, bu halda degererasiyanın sürətli olması, anarxiyanın baş alıb getməsi, nəticədə bölünmə və millətin tamamilə yox olması qaçınılmaz hala gəlir.

    Millətin fərdlərini bir yerdə tutan ən güclü bağlar ailə, əxlaq kimi ünsürlərdir və bu ünsürlər dövlətin mövcudluğu üçün çox mühümdür. Mənəvi dəyərlərin mövcud olmadığı və yaxud zəiflədiyi cəmiyyətdə ailə, əxlaq və dövlət anlayışı da öz mənasını itirir və qısa müddət sonra dövlətin dağılması labüd olur.

    Necə fəaliyyət göstəririk?

    Gənclərin Mənəvi İnkişafı İctimai Birliyi qurulduğu 2007-ci ildən bəri qarşısına qoyduğu məqsədləri həyata keçirmək üçün elmi-mədəni və mənəviyyatı ön plana çəkən müxtəlif konfranslar, sərgilər, seminarlar təşkil edir.

    Bu tədbirlərə “Kainatın yaradılışı”, “Təkamül nəzəriyyəsinin süqutu”, “İnsan möcüzəsi”, “İslam terroru lənətləyir”, “Sosial problemlərin həlli yolları” kimi konfransları nümunə göstərmək olar. Keçirilən bu konfranslarda əsas məqsəd gənclərimizin elmi-mədəni, mənəvi inkişafını təmin etmək, İslamın sülh dini olduğunu, terrora qəti şəkildə qarşı olduğunu vurğulamaq; savadlı gəncliyin formalaşması üçün çalışmaq, elmin inkişafında dinin həqiqi yol göstərici olduğunu, materializmin elmin inkişafına maneə törətdiyini faktlarla sübut etmək; əgər mənəvi-əxlaqi dəyərlər cəmiyyət həyatında daha da geniş yayılarsa, cəmiyyətdə fədakarlıq, sevgi, mülayimlik hakim olarsa bir çox sosial problemlərin də həllini tapacağını göstərməkdən ibarət olub.

    Mənbə: http://www.gmiib.az

  • “Aşıq yaradıcılığı və dastanlar Şərq poetikası və İslami dəyərlər baxımından” kitabı çapdan çıxıb

    Azərbaycan Milli Elmlər Akademiyasının (AMEA) Nizami adına Ədəbiyyat İnstitutunda filologiya elmləri doktoru Mahirə Quliyevanın “Aşıq yaradıcılığı və dastanlar Şərq poetikası və İslami dəyərlər baxımından” kitabı nəşr olunub.

    İnstitutdan AZƏRTAC-a bildiriblər ki, kitabın elmi məsləhətçisi professor Məhərrəm Qasımlı, redaktoru professor Qəzənfər Paşayev, rəyçiləri filologiya elmləri doktoru Nəsib Göyüşov və filologiya üzrə fəlsəfə doktoru Səadət Şıxıyevadır.

    “Elm və təhsil” nəşriyyatında çap olunan kitabda klassik aşıq yaradıcılığı, dastanlar Şərq poetikası və İslami dəyərlər baxımından təhlil edilir. Aşıq şerinin ənənəvi cəhətləri fərqli yönlərdən elmi ədəbiyyatda geniş işıqlandırılsa da, bu mövzu Şərq poetikası müstəvisində ilk dəfə araşdırılır.

    Əsərdə həm də Quran və İslam dəyərlərinin aşıq şerində və dastanlarda inkişafına, eyni zamanda, aşıq şerində işlədilən və bu günədək tədqiqat obyekti olmayan bir sıra nadir Şərq poetik qəliblərinin tədqiqinə diqqət göstərilib.

    Mənbə: http://www.azertag.az

  • Avqustun 2-si Azərbaycan Kinosu Günüdür

    Bu gün Azərbaycan Kinosu Günüdür.

    Fransada keçirilmiş ilk kinoseansdan iki il sonra – 1898-ci il avqustun 2-də Bakı elmi-foto dərnəyinin katibi, naşir və fotoqraf Aleksandr Mişon özünün lentə aldığı “Bibiheybətdə neft fontanı yanğını”, “Əlahəzrət Buxara əmirinin yolasalma mərasimi”, “Qafqaz rəqsi” xronikal sənədli və “İlişdin” adlı bədii süjetlərin müstəqil nümayişini təşkil etmişdir. Həmin gün milli kinonun yaranma günü sayılır.

    Ümummilli lider Heydər Əliyevin 2000-ci il 18 dekabr tarixli Sərəncamı ilə avqustun 2-si kino işçilərinin peşə bayramı – Azərbaycan Kinosu Günü kimi qeyd olunur.

    Ötən əsrin əvvəllərində “Pate”, “Pirone”, “Filma” kimi xarici kino şirkətləri Bakıda filiallarını açaraq film istehsalı ilə məşğul olublar. 1916-cı ildə yazıçı İbrahim bəy Musabəyovun eyniadlı povesti əsasında “Neft və milyonlar səltənətində”, 1917-ci ildə isə Üzeyir Hacıbəylinin eyniadlı operettası əsasında “Arşın mal alan” qısametrajlı bədii filmləri çəkilib.

    Azərbaycan Xalq Cümhuriyyəti dövründə hökumət bir çox mədəni-siyasi islahatlar keçirib. Xarici aləmlə diplomatik, mədəni–iqtisadi əlaqələr dünya kinosunun ilk nümunələrinin Bakıya gətirilməsinə və ictimai baxışlara təkan verib. Bunun nəticəsində Bakıda kinematoqrafiya həvəskarlarının sayı artmağa başlayıb. 1918-ci ildə onlar “Kinematoqrafiya və teatr qulluqçuları şurası”nda birləşiblər.

    Azərbaycanda sovet hakimiyyəti qurulduqdan sonra 1923-cü ildə Azərbaycan Foto-Kino İdarəsi (AFKİ) yaradılıb və həmin il aprelin 28-də Birinci Dövlət Kinofabriki açılıb. Burada çəkilmiş ilk film xalq əfsanəsinin motivləri əsasında yaradılmış “Qız qalası” bədii filmi olub.

    1923-1926-cı illərdə kinostudiya Birinci Dövlət Kinofabriki, sonradan AFKİ Kinofabrik ilə birləşdirilərək “Azdövlətkino” “Azərkino”, “Azərfilm” “Azdövlətkinosənaye”, “Azərfilm” “Bakı kinostudiyası”, “Azərbaycanfilm” adlandırılıb. 1960-cı ildən Cəfər Cabbarlının adını daşıyır.

    “Azərbaycanfilm”də indiyədək iki mindən çox müxtəlif növ və janrda film istehsal olunub. Onların bir hissəsi, o cümlədən “Arşın mal alan”, “Şərikli çörək”, “Ad günü”, “Sevinc buxtası”, “İstintaq”, “Yaramaz” və başqaları Dövlət mükafatlarına, bir çox filmlər, o cümlədən “Ögey ana”, “Uzaq sahillərdə”, “Arşın mal alan”, “Bizim Cəbiş müəllim”, “Axırıncı aşırım”, “Nəsimi”, “Özgə vaxt”, “Sarı gəlin”, “Ovsunçu”, “Buta”, “Çölçü”, “Nabat”, “Axınla aşağı” və digərləri beynəlxalq və digər kinofestivalların mükafatlarına layiq görülüb.

    Son bir neçə il də kino sənayemiz üçün uğurlu olub. 2015-ci ildə “4.1 Şəhər motivləri” və Finlandiya, Gürcüstan, Azərbaycan istehsalı olan “Qatil” tammetrajlı bədii filmləri tamaşaçılara təqdim olunub.

    2016-cı ildə isə “İçəri şəhər”, “Qırmızı bağ” və “Xeyirlə Şərin rəqsi” tammetrajlı bədii, Almaniya və Azərbaycanın birgə işi olan “Sarılar – Qarabağ atının izi ilə” sənədli filmlərinin istehsalı tamamlanıb və təqdimatları olub. “Postskriptum”, “Onun atası”, “Hədiyyə”, “Qara bağ” qısametrajlı filmlərindən ibarət “40-cı paraleldə” kinoalmanaxı isə bu gün – Azərbaycan Kinosu Günündə təqdim ediləcək.

    Bunlarla yanaşı, hazırlıq və çəkiliş dövründə olan filmlər də var. Belə ki, “Köşk” tammetrajlı bədii filmi çəkiliş, “Üç gün və bir ömür” tammetrajlı bədii filmi postprodakşn, “Natiq Qasımov” sənədli filmi istehsal, “Nar bağı” tammetrajlı bədii filmi hazırlıq dövründədir. “Həddən artıq uyğunluq” tammetrajlı bədii filmi isə tamamlanmaq üzrədir.

    Bu il bir sıra filmlərimiz beynəlxalq festival və müsabiqələrdə iştirak edib. “Azərbaycanfilm” Kann kino bazarına cari ildə 10-dan artıq film təqdim edib. Bunlar “Qırmızı bağ”, “İçəri şəhər”, “Yarımçıq xatirələr”, “4.1 Şəhər motivləri”, “40-cı paraleldə”, “Həddən artıq uyğunluq”, “Xeyirlə Şərin rəqsi”, “Nar bağı”, “Köşk”, “Üç gün və bir ömür”, “Sarılar – Qarabağ atının izi ilə” və digər filmlərdir.

    Eyni zamanda, Mədəniyyət və Turizm Nazirliyi və Cəfər Cabbarlı adına “Azərbaycanfilm” kinostudiyasının birgə təşkilatçılığı ilə “Bizim Kino Günləri – audiovizual məkanda peşəkarlıq” layihəsi həyata keçirilib. Layihə çərçivəsində “Audiovizual məkanda ailə dəyərləri”, ”Audiovizual məkanda uşaq mövzusu”, “Audiovizual məkanda vətənpərvərlik” və “Azərbaycan həqiqətlərinin beynəlxalq audiovizual məkana inteqrasiyası” mövzuları müzakirə olunub və “Axınla aşağı”, “Dərs”, “Yarımçıq xatirələr” və “Nabat” filmlərinə baxış keçirilib. Bu filmlər şəhərimizin bütün kinoteatrlarında mütəmadi nümayiş etdirilib.

    “Azərbaycanfilm” kinostudiyası şəhid rejissor Vaqif Əhmədov adına təqaüd təsis edib. Təşəbbüsün əsas məqsədi peşəkar kino məktəbinin istedadlı davamçılarını aşkar etmək, iddialı tələbələrə dəstək olmaqdır.

    Ümummilli lider Heydər Əliyevin mədəniyyət və incəsənət xadimlərinə, kino sahəsində çalışanlara göstərdiyi diqqət və qayğı hazırda Prezident İlham Əliyev tərəfindən uğurla davam etdirilir. Prezident İlham Əliyevin “Azərbaycanda kino sənətinin inkişaf etdirilməsi haqqında” 2007-ci il 23 fevral tarixli Sərəncamı milli kinomuzun maddi-texniki bazasının möhkəmləndirilməsinə yeni təkan verib.

    Dövlətimizin başçısının müvafiq Sərəncamı ilə təsdiq olunmuş “Azərbaycan kinosunun 2008-2018-ci illər üzrə inkişafına dair Dövlət Proqramı”nın icrasını təmin etmək məqsədilə bir çox mühüm işlər görülür.

    Prezident İlham Əliyev cari il iyulun 29-da Azərbaycan kinematoqrafiyasının inkişafında xidmətlərinə görə bir qrup kino xadiminə fəxri adların verilməsi haqqında Sərəncam imzalayıb. Sərəncama əsasən 1 nəfər “Xalq Artisti”, 5 nəfər “Əməkdar İncəsənət Xadimi”, 2 nəfər “Əməkdar Artist”, bir nəfər “Əməkdar Rəssam”, 10 nəfər “Əməkdar Mədəniyyət İşçisi” fəxri adına, 3 nəfər isə “Tərəqqi” medalına layiq görülüb.

    Bu il 118-ci ildönümünü qeyd etdiyimiz Azərbaycan kino sənəti ötən müddətdə əlamətdar hadisələrlə zəngin özünəməxsus inkişaf yolu keçərək, xalqımızın mədəni-mənəvi həyatında mühüm rol oynayıb.

    Mənbə: http://www.azertag.az

  • Xalq Şairi Səməd Vurğunun 110 illik yubileyi Sumqayıtda qeyd edilib

    Sumqayıtda Mərkəzi Kitabxanada Xalq Şairi Səməd Vurğunun 110 illik yubileyi qeyd olunub. Tədbir Şəhər Mədəniyyət Evi və kitabxananın birgə təşkilatçılığı ilə reallaşıb.

    Sumqayıt Şəhər Mədəniyyət və Turizm İdarəsinin mətbuat xidmətindən AZƏRTAC –a bildirilib ki, Azərbaycan Yazıçılar Birliyinin Sumqayıt bölməsinin sədri Sabir Sarvan Səməd Vurğun yaradıcılığı haqqında məlumat verib.

    Daha sonra yubiley tədbiri bədii hissə ilə davam edib.

    Tədbirdə şairin əsərlərindən ibarət kitab sərgisi nümayiş olunub.

    Mənbə: http://www.azertag.az

  • Harika UFUK.”Cumhuriyet güneşi”

    h

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Türkiye temssilcisi

    Bin dokuz yüz yirmi üç yirmi dokuz ekimde
    Taç oldu başımıza cumhuriyet güneşi.
    Bağımsızlık timsali dalgalanır âlemde.
    Yüreklerde yanıyor cumhuriyet ateşi.
    Taç oldu başımıza cumhuriyet güneşi.

    Atatürk’e borçluyuz bu aydınlık günleri,
    Geleceği düşlerken unutmayız dünleri,
    Atatürk’ün nutkunda öğüt altın ünleri.
    Oku, öğren, uygula; bulunmaz onun eşi.
    Taç oldu başımıza cumhuriyet güneşi.

    Harika devrimlerle ülkemde çığır açtı,
    Kurduğu okullarla yurda aydınlık saçtı,
    Yükseldik ilkelerle artık cehalet kaçtı,
    Ardı sıra yürürüz yolumuz onun peşi.
    Taç oldu başımıza cumhuriyet güneşi.

    29-10-2013.Adana.19.41

  • Harika UFUK.”Adalet”

    h

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Türkiye temssilcisi

    Hepimiz insanız ama bizi değerli kılan sahip olduğumuz hasletlerdir. Herkesin sahip olmasını dilediğimiz doğruluk, dürüstlük, erdem, ahlak, merhamet, güvenilirlik, sevgi, saygı gibi güzel ve özel değerlerimiz vardır. Bunları bünyesinde barındıran olgun insanlara insan-ı kâmil denir. Kâmil olmak emek ister.

    İnsanlarda bulunması gereken en önemli hasletlerden biri de adil olmaktır. İnsan adil olursa toplumlar da adil olur, toplumlar adil olursa dünya da adil olur elbette… P.De Guizot’un “Adalet, insan topluluğunun kutsi bir bağıdır.” sözüyle Socrates’in “Hayatımın en mühim prensibi, kimseye hiçbir şekilde adaletsiz davranmamaktır.” ilkesi de benim bu tezimi doğruluyor.

    Adil olmak insanlarda saygı uyandırır. Güvenilirliği güçlendirir. MÖ 551 – MÖ 479 tarihleri arasında, Doğu Zhou Hanedanlığı döneminde yaşadığı sanılan Çinli filozof, eğitimci ve yazar Konfüçyüs’ün dediği gibi “Adalet, kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun çevresinde döner.” Evet, adalet kutup yıldızı gibidir. İnsanlara yol gösterir, hep doğruyu işaret eder ve hiç kaybolmaz. Doğru tektir ve asla değişmez. Gerçekleri saklayarak adaleti yanıltmak isteyenler olabilir. Bu amaçla doğruyu saklamaya çalışsalar da gerçekler er veya geç ortaya çıkar. “Mızrak çuvalda gizlenmez.” demiş atalarımız…

    Diğer yandan “Adalet topaldır, ağır ağır yürür, fakat gideceği yere er-geç varır.” diyen H.G. Mirabeau’ya adeta cevap niteliğindedir W. Savage Landor’un “Geç kalan adalet adaletsizliktir.” sözü…

    Herkesin bildiği bir öykü vardır. Zamanında adamın biri derviş olmaya karar vermiş. Her türlü dünyevi zevkten uzaklaşmış, kibirden kurtulmuş, öfkesini kontrol etmeyi öğrenmiş. Berbere gitmiş çünkü derviş olmak için sadece hırka giymek yetmezmiş. Saçlarını da kabak ettirmeleri lazımmış. Berberin işi henüz bitmeden bir adam gelmiş. Son derece küstahmış. “Kabak, sen kalk da ben tıraş olayım.” diyerek dervişin ensesine bir tokat yapıştırmış. Derviş, lahavle çekerek kalkmış, zorba adam tıraş olmuş. Berber dükkânından çıkmış. Berber dervişin saçlarını tam kabak etmiş. Derviş, berberden çıktığında adamın yukarı doğru yürüdüğünü görmüş. Tam o sırada sürücüsü olmayan bir at arabası yokuş aşağı büyük bir hızla geliyormuş. Zorba, kaçamamış, arabanın oku zorbanın kalbine saplanmış. Oracıkta ölmüş. Derviş, kendi kendine şöyle mırıldanmış: Bu kabağın da bir sahibi var. Allah’ım mazlum kullarını sahipsiz koymazsın.” İnsanların adaleti bazen şaşar ama Allah’ın adaleti hiç şaşmaz. Kimsenin yaptığı yanına kalmaz.

    Yukarıdaki örnekte de gördüğümüz gibi derviş sabretti, haksızlığa uğradı ama öfkesine yenik düşmedi. Büyük bir olgunluk örneği gösterdi. Kendini Allah’ın yoluna adamıştı. Milattan önce 427’de doğan Yunanlı düşünür (Platon) Eflatun “Adaletsizliği işleyen, çekenden daha sefildir.” derken 16. Yüzyılda yaşayan Fransız düşünürlerinden Jacques Anyot’un “Adaletin hâkim olduğu yerde, silahın yeri yoktur.” diye çok güzel bir söz söylemiş. Ben buna bir kelime daha ekliyorum. Adaletin hâkim olduğu yerde, silahın ve şiddetin yeri yoktur, diyorum. Kanuni Sultan Süleyman da aynı yüz yılda yaşamış “Kılıcın yapamadığını adalet yapar.“ sözüyle aynı yüz yılda, aynı fikri paylaşmıştır.

    Yazımı Victor Hugo’dan güzel bir sözle bitirmek istiyorum: “İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır.” Madem öyle bizler de zoru başarmalıyız. Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da adil olmak yaşam biçimimiz olsun.

    Adana.31 TEMMUZ 2016.SAAT:19.10

  • Rahilə DÖVRAN.”Gülüm”

    rahileanam

    Şairə-jurnalist-publisist
    Azərbaycan Yazıçılar Birliyinin üzvü,
    “Qızıl qələm” media mükafatı laureatı,

    Sonetlərim – silsiləsindən

    Yoluna baxmaqdan yorulub gözüm,
    Hər anım, saniyəm qəhərdir, gülüm.
    Məcnuntək çöllərə aparır izim,
    Gecəm, gündüzüm də kədərdir, gülüm.

    Rəvamı bir ömür hey ağlayasan?
    Əl çəkmir dərd, ələm yaxamdan, gülüm.
    Hicranı nə qədər qucaqlayasan?
    Haçan de, üzümə gülər dan, gülüm.

    Xoşbəxtlik ilğımtək keçir gözümdən,
    Min ocaq qalandı eşqin közündən.
    Sevgimin tonqalı nə vaxt yanacaq?

    Əridi ömrümdə fəsillər, illər,
    Bir Məcnun eşqidir çağlayan sellər.
    Bu qanlı sellərə kim dayanacaq?

  • Rahilə DÖVRAN.”Bilmirəm”

    rahileanam

    Şairə-jurnalist-publisist
    Azərbaycan Yazıçılar Birliyinin üzvü,
    “Qızıl qələm” media mükafatı laureatı,

    Sonetlərim – silsiləsindən

    Nə vaxtdır hicrana çələng hörürəm,
    Bitəcəkmi həsrət hələ bilmirəm.
    Hara baxıramsa səni görürəm,
    Ağlar gözlərimi silə bilmirəm.

    Boş bir quş yuvası bu könül sənsiz,
    Kimsəsiz, viranə, quru budaqda.
    Bir ömür yaşandı fərəhsiz, şənsiz,
    Sevgi nəğmələri dondu dodaqda.

    Ayrılıq yelləri əsəndən bəri,
    Könül sevdasından küsəndən bəri,
    Meylini salıbdır badəyə, meyə.

    Ümidim əl açan dilənçi kimi,
    Ömrə yamaq vurur pinəçi kimi,
    Hicranın yarası qapansın deyə.

  • İltimas İSMAYIL.”Dünya nasıl dönür”

    ii

    Sevdanın esiri olduğum günden
    Aşkın deryasına daldığım günden
    Üzülmüş çiçek tek solduğum günden
    Dünya nasıl dönür, anlamıyorum.

    Kafamda hep gezir hayal perisi
    Akıl anlamıyor, yok ki gerisi
    Hep sarhoş gezerim aşk serserisi
    Dünya nasıl dönür, sallamıyorum.

    Nasılda uzaktır, tuzaktır yollar
    Geceler simsiyah yasaktır allar
    Umudum kesildi, kurudu dallar
    Dünya nasıl dönür kolamıyorum…

    07.03.2016.

  • İltimas İSMAYIL.”Rüyama bekliyorum”

    ii

    Her gece sabaha tek
    Gelecek söylüyorum
    Yıldızlar sönene tek
    Rüyama bekliyorum.

    Yolumuzun sonu yok
    Hasreti, kederi çok
    Hayal perdesini çek
    Rüyama bekliyorum.

    Gelsen gecem gün olar
    Haray çeksem ün olar
    Belki bir gün çin olar
    Rüyama bekliyorum.

    Hayalin hep benimle
    Ellerin ellerimle
    İlk bahar melteminle
    Rüyama bekliyorum.

    Gerçekler bizden uzak
    Yolumuz pusu, tuzak
    Uykuda destan yazak
    Rüyama bekliyorum.

    01.02.2016.

  • Mayisə ƏSƏDULLAQIZI.”Tək odur”

    mayisexanim

    Azərbaycan Yazıçılar və Jurnalistlər Birliklərinin üzvü,
    “İctimaiyyət və təhsil” qəzetinin təsisçisi və baş redaktoru,
    “Qızıl qələm” media mükafatı laureatı

    İndi dünyanın kiridiyi
    Bir yerdəyəm.
    Günahlarım dar ağacım,
    Tək odur şirinim, acım.
    Sünbül saçlarım kəndir olub,
    Asıb məni günahlarımdan.
    Qurtarmaq istəyir sabaha
    Hayqıran ahlarımdan…
    Bu vasvası dünyanın,
    Mənə işgəncəsi nə?!
    Ağzı göyçəklərin
    Düşüncəsi nə?!
    Sevgi Allahı mənə qarşı,
    Bu qəddarlığı rəva görməz,
    Yer-Göy buna göz yumsa da,
    Tanrı bu nahaqqı götürməz…
    … İndi dünyanın kiridiyi
    Bir yerdəyəm.
    Sənin nağıllarınsa elə yuxutək itib!!
    Günahlarım dar ağacım,
    Tək odur şirinim, acım…

  • Mayisə ƏSƏDULLAQIZI.”Şəhid Rövşən”

    mayisexanim

    Azərbaycan Yazıçılar və Jurnalistlər Birliklərinin üzvü,
    “İctimaiyyət və təhsil” qəzetinin təsisçisi və baş redaktoru,
    “Qızıl qələm” media mükafatı laureatı

    29 may, 1976-cı ildə, Cəlilabadın Zopun kəndində anadan olmuş, 23 fevral, 1997-ci ildə, torpaqlarımızın müdafiəsi uğrunda qəhrəmancasına şəhid olan Abiyev Rövşən Mailxan oğluna həsr olunur.

    Bu torpaqda şəhid kimi yatmısan,
    Qəhrəmanlıq zirvəsində dayandın.
    Layla olub, qızılgülə batmısan,
    Qönçə ikən, haqq səsinə oyandın.
    Dedin ki, həyatda yaşayırıqsa,
    Vicdanla, qeyrətlə yaşayaq, qoşa.
    Kişilik adını daşıyırıqsa,
    İgidlik asanca gəlməyir başa!
    Vətən qeyrətini dərd eləmişdin,
    Düşmənə güllələr getməyib boşa.
    Axı niyə belə çox tələsmişdin?
    Fələk atlı oldu, ömür tamaşa.
    İgid Rövşən, dağ çayıtək daşmısan,
    Ruhun qarşısında biz baş əymişik.
    Şəhid kimi zirvələri aşmısan,
    Qan boyamış köynəyini geymişik.
    Şücaətin yayıldı bu dünyaya,
    Ruhun döyüşlərdə bizə sipərdir.
    İgidliyin yetdi günəşə, aya,
    Şəhidlik kişiyə böyük hünərdir!!

  • Müzəffər MƏZAHİM.”Gərəkli dostum”

    mm

    Bu gün-iyul ayının 31-də dostum, gözəl insan, Qarabağ müharibəsi qazisi Zabit Dadashlinın doğum günüdür, Zabit qardaşımı səmimi qəlbdən təbrik edir, uzun ömür, can sağlığı, işlərində uğurlar diləyirəm.

    Dostum Zabit Dadaşlıya

    Çətindir hər kəsin karına gəlmək,
    Hamıya sevdirdi özünü Zabit.
    İşi, əməlilə qazandı hörmət,
    Qoydu ürəklərdə izini Zabit.

    Qəlbində hamıya məhəbbət, qayğı,
    Üzündə itməyən təbəssümü var.
    Böyüyə-kiçiyə tükənməz sayğı,
    Qanında müdriklik təcəssümü var.

    İnsanlıq, nəciblik ali məramı,
    Sadəlik bəxtinə düşən xəzinə.
    Qatmaz bir-birinə halal-haramı,
    Haqqı çıraq tutar daim özünə.

    Vətən sevgisiylə döyünür qəlbi,
    Qazilik əbədi yolu, məramı.
    Paltarı mülkidir, ürəyi hərbi,
    Qəti qələbəyə sınmaz inamı.

    Açıqdır ürəyi, safdır niyyəti,
    Halal bərəkətli, çörəkli adam.
    Sönməyən mayakdır səmimiyyəti,
    Hamıya, hər yerdə gərəkli adam.

  • Müzəffər MƏZAHİM.”Qəlb odu gərək”

    mm

    Göz yaşı ürəkdən süzülər , axar,
    Kiprikdən qopdusa , yanaqda durmaz.
    Hər şeyin öz yeri , öz məqamı var,
    Meyvə yetişdisə budaqda durmaz.

    Fələk öz işində , – qan-qadasında,
    Sevinc əsir qalıb qəm adasında,
    Ağa günahından , qul xatasından,
    Tanrı kərəmindən qıraqda durmaz.

    Təndir soyuqdursa kündə neyləsin,
    Mərd ,
    namərd işlədən fəndə neyləsin,
    Allah dağıdana bəndə neyləsin,
    Özülü çürük ev dayaqda durmaz.

    Hər ocaq başında isinməz ürək,
    Üzü ağ eləyər halal duz-çörək,
    Duyub anlamağa qəlb odu gərək,
    Sevənlər bu oddan uzaqda durmaz.

  • EMİN DOĞAN RÖPORTAJI

    emin doğan ve sena ile

    Sayın okurlar bugün sizlere tanıtmak istediğim değerli eğitimci, şair, yazar ve azmin elinden hiçbir şeyin kurtulamayacağını bizlere bir kez daha ispatlayan Sayın Emin Doğan… Son zamanlarda gençler arasında tatlı bir espri dolaşılıyor. Ben de gençlerden esinlenerek “Google’a girin, başarı yazın, karşınıza Emin Doğan çıkar.” diyorum.
    Dilerseniz kısaca bir özgeçmişine bakalım:

    1964 yılında Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğan Emin Doğan aslen Hatay- Altınözü ilçesi Kozkalesi köyündendir.52 yıllık yaşamının 30 yılını Adana ve Ceyhan ilçelerinde geçirmiştir. Emin DOĞAN ilköğrenimini Ceyhan’ın köyleri ve Hatay Altınözü Kozkalesi köyünde, Orta öğrenimini Antakya’da tamamladı. Ankara Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi – Okul Öncesi Eğitimi ve Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi Mezunu. Yüksek Lisansını Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde ”Eğitim Programları ve Öğretim” alanında yaptı.
    1989 yılında resmi olarak öğretmenliğe başladı. 5 yıl öğretmenlikten sonra 23 yıldır Okul Müdürü olarak Adana’da görev yapan Emin DOĞAN halen Çukurova Anaokulu Müdürü olarak görev yapmaktadır.
    Evli ve iki çocuk babası olup oğullarından biri avukat diğeri ise üniversite de eğitimine devam etmektedir. Emin Doğan’ın 2012 yılında ‘’Badem Çiçekleri’’ adlı bir şiir kitabı,2013 yılında ‘’Kırmızı Kız’’ adlı bir öykü kitabı,2014 yılında’’Mutlu Aile=Mutlu Çocuk’’adlı aile eğitimi,2015 yılında ‘’Yeşilim’’adlı bir öykü kitabı yayınlanmış olup, ‘’Okul Öncesi Öğretmen ve Yöneticinin El Kitabı’’ adlı Mesleki bir kitap ile‘’Sofya’da Aşk’’ ve ”Ben Onu Çok Sevdim” adlı roman yazım çalışmaları devam etmektedir.

    Sayın Emin Doğan hakkınızda yaptığım araştırma sonucunda edindiğim bilgilerin özetini okurlarımla paylaştım. Bir de size sorsam Emin Doğan’ı nasıl ifade ederdiniz?

    Emin DOĞAN, içi dışı bir, duygusal, romantik, sevdiği zaman sevgisini kromozomlarına dek taşıyan, dostları için ölümü bile göze alabilen, işkolik, mükemmeliyetçi, yaptığı her işin hakkını veren, estetik ve kalite seviyesi üst düzeyde olan değişik bir insan. Adana’nın Ceyhan ilçesinde annemin deyimiyle ‘’Ekinler biçilirken’’doğmuşum. Çukurova’nın sıcağını daha çocukluktan itibaren ta iliklerime kadar hissettim. Çapa kazdım, pamuk topladım, limon kestim, inşaat işçiliği yaptım, tuvalet temizledim, dondurma sattım. Yapmadığım iş kalmadı diyebilirim. Hiç bir zaman yaşama karşı isyankâr olmadım hep sevdim ve bardağın dolu tarafından baktım hayata. En zor günlerimde bile pozitif düşünceyi bırakmadım.
    Aileniz yani anne- babanız ve kardeşleriniz hakkında bilgi alabilir miyim?
    Babam rahmetli bir süre fahri imamlık yapmış sonra köyde çiftçilik ve değişik işlerde çalışmış. Annem ev hanımıdır. 90 yaşında ve halen Hatay Altınözü Kozkalesi köyünde yaşamaktadır. Yedi kardeştik. Bir ablam genç yaşta kanserden rahmetli oldu altı kişi kaldık: üç kız, üç oğlan. Kız kardeşlerim Hatay da ikamet etmektedirler. Ağabeylerimden biri Adana’da diğeri ise İsviçre’de ikamet etmektedir. Ben beş numarayım.

    Eğitiminiz üç ili kapsıyor. Adana, Hatay ve Ankara… Hangi ildeki eğitim hayatınız daha zor geçti? Eğitim hayatınız boyunca hangi zorluklarla karşılaştınız?

    İlkokul yaşamımın bir kısmı Ceyhan da Orta öğrenimim ise Hatay Antakya’da geçti. Üniversiteyi Ankara’da okudum. Ortaokul ve Liseyi çok zor şartlarda okudum. Ailemiz çok fakirdi. Deyim yerindeyse ben yoksulluğun ta dibinden çıkıp geldim bu günlere. Babam, ağabeyimi okutuyordu beni ise kesinlikle okutmak istemiyordu. İlkokul biter bitmez beni bir mobilyacıya çırak olarak verdi. Bir yıl mobilyacıda çalıştıktan sonra bu kez de mermerci de çalıştım bir yıl yani ortaokula başlayana kadar iki yıl kaybettim. Çok istiyordum okumayı. Ağabeyim babamdan habersiz gizlice yazdırdı beni ortaokula. Rahmetli babam da sesini çıkartmadı tabi.

    Antakya da ağabeyimle beraber tek oda 15 metrekarelik evlerde geçti eğitim yaşamımız. Ailem köydeydi biz yaşları 12-15 yaş arasında iki çocuk her şeyimizle baş başa idik. Küçük bir karyola üzerinde ağabeyimle beraber yatardık. Yemeğimizi, bulaşığımızı, çamaşırımızı her işimizi kendimiz yapardık. Annem haftada bir çıkın içerisinde ekmek gönderirdi bize. İçine de tuzlu yoğurt gibi katıklar kordu. Ortaokul ve lise de okurken midem sıcak yemek görmedi pek.

    Lise iki de ağabeyim de okulu bitirince ben yalnız kaldım. Şartlar daha da kötü olmuştu benim için. Lise iki de okurken üç gün aç kaldım, küflenmiş ekmekleri yedim. Açlığa daha fazla dayanamadım rahmetli babamın bana pamuk başaklarından topladığım paralarla satın aldığı saati içim sızlayarak bir saatçide sattım. Antakya’da köprübaşında bir lokantaya geçip iki porsiyon kuru fasulye yedim, doymadım. Üçüncüsünü isteyemedim “öküz” derler diye. Ordan çıkıp bir başka lokantada humus yedim yine doymadım. Manavdan bir kilo domates, biber ve ekmek alıp evde tuza batırıp yiyerek karnımı doyurdum. Belki inanmazsınız bana ama ben üniversiteye başlayana dek muz yemedim.

    Ankara da Üniversite yaşamı da çok zor geçti benim için. İlk yıl üzerime giyeceğim doğru dürüst bir elbisem de pek yoktu. Rahmetli babam bana yazlık bir takım elbise almış onunla Ankara’nın gri buz gibi ayazına dayanmaya çalışıyordum. Bir gün gençliğin verdiği asilikle babam ve ağabeyime bir mektup yazdım. Onlara bana para göndermiyorlar diye şöyle sitem ettim: ’’Siz benim Ankara’nın gri buz gibi soğuğunda nasıl üşüdüğümü ve aç kaldığımı biliyor musunuz?’’. Ağabeyim de bir süre sonra gönderdiği mektubunda hayatımın en büyük dersini veriyordu bana: ’’Sen de benim sana harçlık göndermek için evlilik yüzüğümü sattığımı biliyor musun?’’

    Yıllar böyle geçti benim için ta ki 1989 yılında öğretmenliğe başlayana dek.

    Meslek seçiminizi ne zaman yaptınız? Çocuklara henüz ilkokula bile başlamadıkları dönemde “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorarlar. Onlar da “Doktor olacağım.”, “Polis olacağım.”, “ Öğretmen olacağım.” derler. Size bu soru hiç sorulmuş muydu? Sorulduysa ne cevap vermiştiniz?

    İlkokulu köylerde okuduğum için ne doktor gördüm, ne mühendis ne de diğer mesleklerden birini… Çocukluğumda beni etkileyen ilkokul öğretmenimdi. O zamanlardan “Öğretmen olacağım.” demiştim. Hani “herkesin bir akıl hocası olmalı.” derler ya benim hayatımda etrafımda beni yönlendiren kimse de olmadı. Meslek seçimini yaparken de tüm öğretmenliklerin kutsal olduğunu düşündüğümden öğretmenliği seçtim.

    Öğretmen okullarına giriş sınavında mülakat sorusu şuymuş: “Niçin öğretmen olmak istiyorsunuz? Öğretmen olmak isteğinizi üç nedene bağlayınız?” Öğrencinin cevabı şu olmuş: Haziran, Temmuz, Ağustos… Biliyoruz ki öğretmenlerin tatilleri bu fıkrada abartıldığı kadar çok değil… Öğretmenlik hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

    Öğretmenler insan mühendisleridir. Bir toplumun temelini öğretmenler atar. Herkes öğretmen olmamalı. Hiç kimsenin bu milletin çocuklarının geleceğiyle oynamaya hakkı yoktur. Öğretmenlik çocukları sevmeden yapılmayacak bir meslektir. Dünyada hiçbir meslek öğretmenlik kadar kutsal değildir.
    Öğretmenlik hayatınız boyunca yaşadığınız ilginç olaylar olmuştur mutlaka… Bizlerle birkaçını paylaşır mısınız?

    Benim branşım çocuk gelişimi-okul öncesi olduğundan ilk olarak 1989 yılında Diyarbakır’ın Dicle ilçesine okul öncesi öğretmeni olarak atandım. Bizim branşımızı genelde bayanlar seçer. Adımız da Emin olduğunda İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yanlış yazmışlar bu Emine’dir demişler. Göreve başlamak için İlçe Milli Eğitim Müdürünün karşısına çıktığımda beni şöyle yukarıdan aşağı bir süzüp doğulu şivesiyle ‘’Yav biz karşımıza boylu poslu gözel bir kız bekliyorduk karşımıza sen çıktın’’dedi.1993 yılında Adana’ya tayinim çıktığında da beni yanlışlıkla sınıf öğretmeni olarak Feke’nin bir köyüne vermişlerdi. Kimseye okul öncesi öğretmeni olduğuma inandıramadım. En sonunda diplomamı dilekçeme ekleyerek öyle inandırdım. Milli Eğitim Müdürlüğün yanlışlığı düzelten yazısı da şöyleydi: “İlgilinin okul öncesi öğretmeni olduğunu ispat etmesi üzerine Feke ilçesine yapılan atamasının iptal edilerek Merkez Necatibey Anaokuluna atanmasına…”

    Öğrencilerimle ilgili onlarca anı var aslında ama beni çok etkileyen bir anıyı paylaşmak isterim: Bir gün Eylül ayında okullar henüz yeni açılmışken sınıfımda öğrencilerimi tanımaya çalışıyorum. Öğrencilerimin başını okşarken 6 yaşındaki erkek bir öğrencime “Nasılsın?” diyerek başını okşadım. Başladı hüngür hüngür ağlamaya. “Neden ağlıyorsun evladım?” diyorum cevap vermiyor. Acaba ben mi yanlış bir şey yaptım diye kendimi sorguluyorum. Sonunda onu bir kenara çekip özel olarak konuştum. Meğerse anne baba ayrıymış. Çocukta baba sevgisi öylesine bir noktaya gelmiş ki bana”Öğretmenim! Benim başımı kimse okşamadı, babam beni görmeye gelmiyor.”dedi. Gözlerim doldu. O çocuğa bir yıl boyunca öğretmenlik sevgisinin yanında babalık sevgisini de verdim.

    Öğretmenlik- Müdürlük yaptığınız süre içinde hangi başarılara imza attınız?

    Diyarbakır Dicle de benden başka iki bayan okul öncesi öğretmeni de vardı. İkinci yıl Dicle halkı çocuklarını onlara değil de bana gönderdiler. Yaptığım her işi en iyi şekilde yaptım hep. Daha öğretmenliğimin ikinci yılında Takdirname aldım. Meslek yaşamımda bu zamana kadar 33 ödül aldım(Teşekkür, takdir, aylıkla ödül, başarı belgesi).Adana da temizlik ve hijyenin sembolü olan ‘’Beyaz Bayrak’’ı okuluna ilk olarak aldırtan müdür oldum. Aynı şekilde okulunda çevreci okul çalışmalarını okulunda başlatarak ilk ‘’Yeşil Bayrak’’ı aldırtan müdür de ben oldum.

    Adana da Avrupa Birliği Projeleri yapan ilk müdürlerden biriyim. Yaptığım üç adet Avrupa Birliği Comenius projesi kabul edildi. Bu projeler sayesinde Avrupa’nın 10’a yakın ülkesini gezip görme imkânım oldu. Bunun yanında çocuklara sağlıklı beslenmeyle ilgili çalışmalar yaparak okuluma ‘’Beslenme Dostu Okul’’ sertifikasını kazandırdım.

    Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığının yaptığı Toplam Kalite Yönetimi Ödül sürecinde il ve ilçe çapında birincilik, ikincilik ve üçüncülük olmak üzere toplam da 10 ödül kazandırdım. Hepsinden önemlisi de okuluma Ankara Türk Standartları Enstitüsünden İso 9001 Kalite ve Yönetim Sistemi belgesini kazandırdım. Yaptığım sosyal sorumluluk projeleri ve eğitimde kalite çalışmalarıyla Çukurova Anaokulunu Marka Anaokulu haline getirdim öğretmenlerimle birlikte. Ayrıca yıllardır okullarda, değişik kurumlarda ve üniversitelerde yüzden fazla seminerle binlerce insana ‘’Mutlu Aile Mutlu Çocuk’’ ve ‘’Ekip Ruhu’’seminerleri verdim.

    Siz sadece öğretmen ve okul müdürü değilsiniz. Aynı zamanda şair ve yazarsınız da… Ne zamandan beri yazıyorsunuz? Sizi yazmaya iten ne idi?

    Ortaokul birden beri yani yaklaşık 40 yıldan beri şiir yazarım. Üniversite yıllarında bir günlüğüm vardı içinde yazdığım 200’e yakın şiirim vardı ama o günlüğü kaybettim.10 yıldır her köye gidişimde eski sandıkları, dolapları karıştırıyorum ama bulamıyorum. Çocukluğumdan beri benim bir şairlik, yazarlık yönüm vardı. Lise ve üniversite yıllarında öyküler, denemeler yazıyordum ama hepsi o eski sarı teksir kâğıtları üzerinde kalıyordu. Üniversite de arkadaşlarım bana “Sende bir yazarlık ruhu var.” derlerdi.

    Beni yazmaya iten sebep şuydu: Bir gün okulda makamıma bir eğitimci yazar geldi ve bana yazdığı kitaplardan birkaç tanesini verdi. Onun kitaplarını inceledim ve kendi kendime ‘’Ben neden yazmıyorum? Bu zamana kadar olan birikimlerimi neden değerlendirmiyorum ki!’’sorusunu sordum. İlk şiir kitabı bu düşüncemden üç ay sonra hayata geçti. Sonra diğer kitaplar geldi.

    Eserleriniz hakkında bilgi alabilir miyim?

    İlk şiir kitabım ‘’Badem Çiçekleri” 2012 yılında yayınlandı. Sonra 2013 yılında ilk öykü kitabım ‘’Kırmızı Kız’’arkasından 2014 yılında ‘’Mutlu Aile Mutlu Çocuk’’ adlı aile eğitimi kitabım ve son olarak 2015 yılında çevre öykülerini konu alan ‘’Badem Çiçekleri’’adlı son öykü kitabım yayınlandı. Tabi ki durmak yok. Yeni kitaplar geliyor. Kendime bir hedef çizdim. Ölene kadar her yıla ya da her iki yıla bir kitap yayınlamak. Tüm kitaplarımda acının, yoksulluğun, umudun –umutsuzluğun, aşkın ve sevginin ve en önemlisi de Çukurova’nın izlerini bulabilirsiniz.

    Bana göre herkese örnek olabilecek bir başarınız daha var. “Okumanın yaşı yoktur.” demiş atalarımız… Siz bunun en yakın örneğisiniz. Ankara Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi – Okul Öncesi Eğitimi ve Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi Mezunusunuz. Yüksek Lisansınızı Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde ”Eğitim Programları ve Öğretimi” alanında yaptınız. Sizi yürekten kutluyorum. Yüksek Lisansa nasıl karar verdiniz?

    Ben okumaya doymadım hayatımda. Yüksek lisansta da aslında biraz geç kaldım. 2000’li yıllarda bu işe başlasaydım şimdiye üniversitelerde Doçent olmuştum. Ama yine de yılmadım hiçbir şey için geç değil düşüncesiyle yüksek lisansa başladım ve 52 yaşında Eğitim Programları ve Öğretim alanında yüksek lisans diplomasına sahip oldum. Müthiş bir duygu bu! Öğrenmenin gerçekten yaşı yok. Yüksek lisansta çok şey öğrendim ve bunları yeni kitaplarımda mutlaka kullanacağım. Şimdi kendimi daha donanımlı hissediyorum. Gerçek özgürlüğün öğrenmeden ve kitap okumaktan geçtiğini düşünüyorum. Ortaokul yıllarından itibaren başkalarından ve kütüphanelerden alarak yüzlerce kitap okudum ve halen de okumaya da devam ediyorum. Bir şeyler üretebilmek için dolmak gerekiyor. Yani ‘’Dolmadan taşamazsınız.’’ Eğer küçük yaşlarda okuma alışkanlığı edinirseniz bu yaşam boyu devam eder.

    Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir?

    Birçok arkadaşım bana artık yeter biraz da çocuklarına bırak yapacaklarını diyorlar. Ben hiperaktif bir insanım. Çalışmaktan, üretmekten zevk alırım. Bundan sonraki hedeflerimi şöyle sıralayabilirim. Yüksek Lisans sonrası Doktora yapmak eğer imkân olursa bir üniversiteye geçip Yardımcı Doçent olarak görev yapmak.

    İki romanım var sırada bekleyen. Birincisi ‘’Sofya’da Aşk’’,ikincisi ise ‘’Ben Onu Çok Sevdim’’. Bu iki romanı 2018 yılı sonuna kadar bitirmek istiyorum. “Sofya’da Aşk” bir Avrupa Birliği projesinde Polonyalı bir öğretmenle Türk bir öğretmenin aşkını konu alan bir roman olacak. Aslında bu ‘’Kırmızı Kız’’ adlı öykü kitabımda bir öyküydü ancak okurlar bu öykünün sonunda kahramanımıza daha sonra ne olduğunu çok merak ediyorlar. Üç yıldan beri bu kitaptaki en çok sevilen öykü bu! Ben de bunu romanlaştırmaya karar verdim.

    İkinci romanım olacak olan ‘’Ben Onu Çok Sevdim’’de ise bir okul müdürü bir gün okuldaki arşivi düzenlerken kitapların arasında eski kenarları yırtılmış bir günlük bulur. Günlüğü açtığında yıl 1978 yazıyordur. Okudukça bırakamaz. Kendisinden 38 yıl önce bu okulda müdürlük yapan bir okul müdürünün Azerbaycanlı bir öğretmenle aşkını anlatan bir günlüktür bu. Günlüğün bir yerinde konu kesilir okul müdürü merak eder bu büyük aşkın sonunu ve bu kişileri bulmaya karar verir. Uzun uğraşlardan sonra adreslerini bulur ve birini Azerbaycan da diğerini ise Anadolu’nun ücra bir köyünde bulur. İkisiyle de uzun uzun konuşur. Sonu hüsranla biten bu aşkla ilgili ikisinin de sanki birbiriyle sözleşmiş gibi son sözleri ‘’Ben onu çok sevdim.’’olur. Roman adını buradan alır. Bunun yanında kendi mesleğimle ilgili ‘’Okul Öncesi Öğretmen ve Yöneticinin El Kitabı’’adlı mesleki bir kitap da hedeflerim arasında yer alıyor.

    Eşiniz çalışmalarınızda size destek oluyordur mutlaka… “Her başarılı erkeğin arkasında başarılı bir kadın vardır.” derler. İki de evladınız var. Ailenizin sanata ilgileri ve sizin sanatınıza destekleri hangi boyuttadır?

    Çocuklarım güzelliklerini annelerinden tüm karakteristik özelliklerini de benden almışlar. İkisi de benim gibi duygusal, romantik ve hümanisttirler. Ben ağlasam onlar da ağlar. Eşim benden ve çocuklarımdan daha gerçekçidir hayata karşı. Eşim her zaman destek oldu bana. Biz 27 yıllık evliliğimizde çocuklarımızla birlikte, tiyatroyu, sinemayı ve diğer sanatsal etkinlikleri hayatımızın bir parçası haline getirdik.

    Benim savunduğum kendimce çok önemli bulduğum bir fikrim var: Başarılı insanların adları yaşadıkları sokağa veya caddeye verilsin. Siz de hem sanat hem eğitimde oldukça emek harcadınız. Adınızın oturduğunuz mahalledeki bir sokağa veya caddeye verilmesi fikrime katılır mısınız?

    Dünya da kalıcı olmayı kim istemez ki. Bence sizin isminiz gibi Harika bir fikir. Keşke bu fikrinizi Belediyelerimiz hayata geçirebilseler. Son yıllarda her ne kadar belediyeler sanata ve sanatçıya değer vermede biraz yol alsalar da henüz istenilen seviyede olduğumuzu söyleyemeyiz. Adana da yıllardır Çukurova Edebiyatçılar Derneğine bir yer ayarlanması için yapılan tüm girişimler boşa çıktı. Onlarca ünlü yazar, şair ve sanatçı çıkaran Çukurova’da yerel şair ve yazarlara sahip çıkan pek kimse yok.

    Yer sorunu sadece bir derneğin sorunu değil… Adana’da yüzlerce dernek var. Bir zamanlar başkanı olduğum Çukurova Halk Ozanları Kültür ve Araştırma Derneği de aynı sorunla yıllarca boğuştu. Çok değerli sanatçıların üye olduğu Adana Kültür Sanat Derneği var. Sadece şairlerin, yazarların değil; hat sanatçılarının, ressamların, heykeltıraşların üye olduğu müstesna bir dernek… Bu üç derneğe de üyeyim. Yer sorunu hepsi için geçerli… Sayın Emin Doğan, size sormamı istediğiniz bir soru var mı? Röportajımız ve benim hakkımdaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

    Benimle böyle bir röportajı yapan ilk kişisiniz.Bu yüzden sizi tebrik ederim.Şunu açık ve net bir şekilde söyleyebilirim. Siz insanların yüreğinde neler attığını çok iyi biliyorsunuz. İnsanlardaki ufku da, enerjiyi de hissediyorsunuz. Sizin şiirlerinizi okurken adeta kendi benliğimi buluyorum. Örnek kişiliğinizle Adana ve Türkiye’ye Türk kadınının ışığını saçıyorsunuz. Çukurova’nın yetiştirdiği en önemli yazarlardan birisiniz. Keşke her şair, yazar sizin kadar üretken olabilse… Her kitabınız Adana’ya Türkiye’ye ve Edebiyat’a büyük katkılar sunuyor. Umarım ki bir gün hak ettiğiniz yere gelirsiniz zira sizin gibi şair, yazarlara ihtiyacı var bu ülkenin.

    Yeni kitaplarınızı dört gözle bekleyeceğim. Bana vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Başarılarınızın devamı dileğiyle saygılarımı sunuyorum.

    Ben de size çok teşekkür ediyorum.

    Harika UFUK,
    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Türkiye temssilcisi
    Adana.1 TEMMUZ 2016

  • Harika UFUK.”Çanakkale gerçeği”

    h

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Türkiye temssilcisi

    Milletimin kaderi Atatürk’le yazıldı,
    Dillere destan oldu Çanakkale gerçeği.
    İttifak ordusuna Conk’ta mezar kazıldı,
    Dillere destan oldu Çanakkale gerçeği.

    “Allah Allah!” sesleri titretti yeri, arşı,
    Kucakladı mermiyi yiğit Seyit Onbaşı
    Nasıl da ateşledi topu düşmana karşı,
    Dillere destan oldu Çanakkale gerçeği.

    Çoğu zaman katıksız birkaç lokma ekmeği,
    Yağlı buğday çorbası en kıymetli yemeği,
    Hangi hakkı ödenir; kanı, teri, emeği?
    Dillere destan oldu Çanakkale gerçeği.

    Fırtınalı denizler ne firkateynler yuttu,
    Gafiller milletimin Türk gücünü unuttu,
    Bayrağı düşürmedi, hep yükseklerde tuttu,
    Dillere destan oldu Çanakkale gerçeği.

    Yurt, ulus bayrak aşkı yüreklerde kök saldı
    Atatürk’ün heybeti düşmana korku saldı.
    Bağımsızlık diyerek koşan asker nam aldı.
    Dillere destan oldu Çanakkale gerçeği.

    Cesaret, kahramanlık anlatır şarkın, türkün,
    Özgürlük, bağımsızlık karakteridir Türk’ün,
    Ülkemin düşmanları çekinin, korkun, ürkün,
    Dillere destan oldu Çanakkale gerçeği.

    Harika yurdumuzda özgür, mutluyuz artık,
    Kuru ekmek de yesek, hürsek gerekmez katık,
    Dünya dersini aldı, tozu dumana kattık,
    Dillere destan oldu Çanakkale gerçeği.

    HARİKA UFUK
    ADANA
    28 MAYIS 2015
    SAAT: 09.40

    NOT: Bu şiir Şiirsu.net şiir sitesinde 2016-03-18 21:07 tarihinde günün şiiri seçilmiştir.

  • Deyişmə: Mais TƏMKİN və Yeganə BAĞIROVA

    13680962_499983670199067_4228894131617573269_n

    Mais Temkin

    Sevgimiz, eşqimiz zirvələr aşa,
    Arzu-istəyimiz çıxmasın boşa.
    Seyr edək dünyanı, gəl gəzək qoşa,
    ,,Mən də rahatlaşım, sən də rahatlaş.”

    Əllərim şəlalə telində gəzsin,
    ,,Can” sözü bal-şəkər dilində gəzsin.
    Qolum kəmər olub belində gəzsin,
    ,, Mən də rahatlaşım, sən də rahatlaş.”

    Nə mən həsrət çəkim, nə sən qəm yemə,
    De, sənsiz könlümü mən açım kimə?
    Ürəyim nə umsa, ancaq ,,yox” demə,
    ,,Mən də rahatlaşım, sən də rahatlaş.”

    Qoymayaq ümidlər gül kimi sola,
    Könlümüz qüssədən, kədərdən dola.
    Sarıl, qollarını boynuma dola,
    Mən də rahatlanım, sən də rahatlan.

    Yegane Bagirova

    Siz çox istedadlı mən isə tənbəl
    Mən də şair idim bundan çox əvvəl
    Qələmi qoy yerə bir azca dincəl,
    Mən də rahatlaşım sən də rahatlaş.

    Mais Temkin

    Qələmi mən necə de, yerə qoyum?
    Qəm didir bağrımı hey oyum-oyum.
    Çəkilək xəlvətə, olaq qol-boyun,
    Mən də rahatlaşım, sən də rahatlaş))

    Yegane Bagirova

    Bu sevgi menimçün böyük bir əsər
    Mən bütün dostlara vermişəm dəyər
    Xəlvətə çəkilsək çəkər içxəbər
    Məndə rahatlaşım səndə rahatlaş?

    Rahatlıq nədir ki xəlvətdə olsun
    Bir gün o rahatlıq qismət də olsun
    Rahatlıq olursa cənnətdə olsun
    Mən də rahatlaşım sən də rahatlaş.)))

    Mais Temkin

    Bir gözəl guşədə, cənnətməkanda,
    Olanda , rahatlıq tapırsan onda.
    Sevgimiz çağlasın damarda, qanda,
    Mən də rahatlaşım, sən də rahatlaş.

    Gəl çıxaq gəzməyə çəmənə, düzə,
    Oturaq üz-üzə, baxaq göz-gözə,
    Sevənlər qoy qibtə eyləsin bizə,
    Mən də rahatlaşım, sən də rahatlaş.

    Yarın xumar baxan gözü cənnətdir,
    Ləbləri, nur saçan üzü cənnətdir.
    Vüsala yetməyin özü cənnədir,…
    Mən də rahatlaşım, sən də rahatlaş.

    Könlümü gətirdin təbə ilhama,
    Bəs ağzım, de, nə vaxt gələcək tama?)))
    Qovuşaq vüsala,xoş arzu kama,
    Mən də rahatlaşım, sən də rahatlaş.))

  • İltimas İSMAYIL.”Anla sevdiğim”

    ii

    Duyma bundan sonra yürek sesimi
    Aşk için verdiğım son nefesimi
    Bırak eller tutsun benim yasımı
    Senin için öldüm anla sevdiğim

    Kalbimi isyana bandırdın gittin
    Canımı odlarda yandırdın gittin
    Bana divan tuttun kandırdın gittin
    Senin için öldüm anla sevdiğim.

    Senin zulumların sayılamaz ki
    Tuttum hep içimde yayılamaz ki
    Kalbin sarhoşluktan ayılamaz ki
    Senin için öldüm anla sevdiğim

    Yıllarca bıkmadım seni bekledim
    Dertlerin yerine umut ekledim
    Artık bitti her şey sonda denkledim
    Senin için öldüm anla sevdiğim.

    10.05.2016

  • İltimas İSMAYIL.”Anılara veda”

    ii

    Bu kaçıncı yemin,kaçıncı veda
    Gönül işlerinden hiç baş açmadım
    Senli anılara sonuncu veda
    Söyledim bir türlü senden kaçmadım.

    Ne gecem bellidir,ne de ki günüm
    Gözden gam yağıyor can verir tenim
    Dağı-taşı gezdim sahralar benim
    Seni yitirdigim yoldan geçmedim.

    Umutsuz sevdanın düştüm dalınca
    Aşkın deryasına kalbi salınca
    Alıştı cigerim sensiz kalınca
    İnsanlardan kaçtım,dostu seçmedim.

    Sahralarda mecnun gönlüm yellenir
    Topraklarda gözüm yaşı sellenir
    Bulutlar ağlıyır,şimşek dillenir
    Ölüpde dünyadan hala göçmedim.

    06.03.16

  • Vüsal YURDOĞLU.”Bu dünya”

    vy

    Bu dünyanın yaşı yaşdan yuxarı,
    Babaların babasıdır bu dünya.
    Sevgilərin doğulduğu səhərdir,
    Soyuq hicran gecəsidir bu dünya…

    Kamı kamdan ayrı salan fələyim,
    Qəlbi qırıq şairlərin dostudur.
    Keçmişimə dəfn olunub diləyim,
    Daş üstündə daşı durmur, yaşlıdır…

    Dolayıbdır öz çərxinə hamını,
    O, yıxıbdır başımızın damını.
    Dəyişibdir zaman-zaman donunu,
    Özü heç vaxt dəyişməyib bu dünya…

    Zalımlara xoşbəxt həyat yaşadıb,
    Təmizləri yarı yolda tək qoyub.
    Gecələri bayquşları oxudub,
    Qorxaqların ürəyinə şəkk qoyub…

    Durnaları yollarından saxlayıb,
    Qış içində yaza dönüb bu dünya.
    Gözəllərin namusunu alıbdır,
    Çirkin, murdar üzə dönüb bu dünya…

    Qəfəs olub neçə igid oglana,
    Azad gəzir cahilləri, pisləri.
    Bu dünyadan baş açmıram, ay ana,
    Əyri olub bu dünyanın düzləri…

    Yurdoğlunun ürəyində dağ olub,
    Dağ başında qartal olub bu dünya.
    Baxılanda bəhər verən bağ olub,
    Bağı satan bağban olub bu dünya…

    Ölkələri ayırıbdır, satıbdır,
    Halallığı haramlığa qatıbdır.
    Ölənlərin gözlərində itibdir,
    Qalanlarçün görən, varmı bu dünya?!

    Varsa, harda qalıb onun şahidi?
    Əcdadımız sultan idi, şah idi.
    Sevənlərin ürəyində ah idi,
    Sevməyənə nə var, nə yox bu dünya…

  • Vüsal YURDOĞLU.”Narahat ruhlar”

    vy

    Hər gecə bir ömrün sonu kimidir,
    Hər gecə sakitlik çökür şəhərə.
    Danışan dillərə kilid bağlanır,
    Açarı atılır dərinliklərə…

    Yenə ruhlar sürünür arxamca,…
    Rahatlıq axtarır nakam ürəklər.
    Yenə kədər gəzir mənim dalımca,
    Dondurur qəlbimi soyuq küləklər…

    Sükutun içində gəzən gözlərim
    Qaranlıq dünyada işıq axtarır.
    Ruhları tapıram mən öz yolumda,
    Bilmirəm, bu yollar hara aparır?!…

    Ölûmlü dünyada yaşayan insan,
    Sinədə bir ürək daşıyan insan,
    Ruhunu verdiyi kəsi axtarır…
    Axtarır…, tapmamış, ölüm onu tapır…

    Qəflətən bir ömrün min-min arzusu
    Amansız ölümün qurbanı olur.
    Sevincli, işıqlı sayılan dünya
    Nakam ürəklərin zindanı olur…

    Arxivə atılır keçdiyin həyat,
    Bir heçə çevrilmək belə asanmış.
    Yasına verilir ömrünün yazı,
    Meydandan belə tez çıxmaq da varmış…

    Gözlərə inanan sadəlövh biri
    Canından keçəcək sevgi uğrunda.
    Qəlblərin aynası yalan desə də,
    Üzün göstərəcək öz üsulunda…

    * * *

    Sevgiylə ölümün arasındakı
    Səddləri keçmişəm səni sevməklə.
    Oxudum özümə öz ürəyimi,
    Nəyi qazanmışam səni sevməklə?!…
    *****
    Həyatda yolunu tapa bilməyən
    Çətin tapa bilsin istədiyini.
    Kiminsə dalınca sürünsə belə,
    Tale verməyəcək gözlədiyini…
    *****
    Heyrətə gətirmir bu ruhlar məni,
    Bir gün mən onlara qarışacağam.
    Qarışıq həyatım, – qarışıq yuxu,
    Səni yuxum kimi unudacağam!…
    *****
    Susuram daha…
    Susuram, səssizlik mənim ruhumu
    Özüylə aparır getdiyi yerə…
    Gedərəm bu yolun sonuna qədər,
    Sevginin gözümdən itdiyi yerə…
    *****
    Bəzən dayansam da yol ortasında
    Heç donub qalmaram, narahat olma!
    Sənlə keçirdiyim dəqiqələrə
    Yas da saxlamaram, narahat olma!…
    *****
    Əgər fikrim getsə çox uzaqlara,
    Gözümü dikdiyim qara yollara
    Mən də öz ruhumla yoldaş olaram…,
    Nakam ürəklərə sirdaş olaram!…

    * * *

    Nə yaxşı ki, bu gecə
    Tək deyiləm bu yollarda…
    Nə yaxşı ki, yaşayıram,
    Sürünsəm də bu yollarda…
    Yaşayıram məhəbbətlə,
    Yaşayıram ümidlərlə,
    gələcəklə yaşayıram!…
    *****
    Hər gecə bir ömrün sonu kimidir,
    Hər səhər bir körpə doğula bilər.
    Bütün qapıları açar məhəbbət,
    Yuxular bir anda çin ola bilər…
    *****
    Yenə ruhlar sürünür arxamca,
    Rahatlıq tapacaq nakam ürəklər.
    Kədər gələ bilməz mənim dalımca,
    Mənə qanad verir ilıq küləklər!…

  • Vüsal YURDOĞLU..”Üç il keçdi”

    vy

    Sənsiz qaldığımdan üç il də keçdi,
    Getdi ömrümüzdən üç qış, üç bahar.
    Bu sevgi nağıl tək keçmişə köçdü,
    Geriyə mən qaldım, bir də almalar!

    Üç il, hər birisi həsrət düyünü,
    Olmadı bəxtimin düyünün açan.
    Gördüm dost toyunu, qohum toyunu,
    Görmədim özüm tək sevgidən qaçan.

    Bəli, doğru dedim, qaçdım sevgidən,
    Etibar etmədim, ürək vermədim.
    Səni bu həyatda itirən gündən,
    Kimisə sevməyi gərək bilmədim.

    Unuda bilmədim, nadan olmadım,
    Əziyyətə layiq bildim özümü.
    Səni sevdiyimi heç vaxt danmadım,
    Sən isə yollarda qoydun gözümü.

    Səbəbkar axtarma, səbəb istəsən,
    Bütün olanlara özün səbəbsən.
    Tanrı duasına qıyğacı baxan,
    Barmaqla göstərən zalım birisən.

    Tələsdim, tez verdim sənə qəlbimi,
    Uşaqlıq eşqimi, diləklərimi.
    Var olub həsrətin çəkdirə bildin,
    Getmisən, bu qədər bəsin deyilmi?

    Yurdoğlu yaşardı eşqinlə onda,
    Eşqinə qarşılıq dərd, kədər verdin.
    Ürəyi bir yanda, özü bir yanda,
    Onu tək qoymaqla axı neynirdin?

    Ağrılar içimdən dinir hər axşam,
    Nakamlıq diləyim heç olmamışdı.
    Sən məni tək qoyub getdiyin zaman,
    Ürəyim ümiddən kor qalmamışdı.

    Getdin, üç il keçdi, unutmadım ki,
    Keçmiş arzuları, xatirələri.
    İndi hər nəğmədə yaşayıram mən,
    Sənsiz mövsümləri, sənsiz günləri.

    Mən qaçdım sevgidən sənsiz qalandan,
    Qorxdum, inanmadım heç bir qadına.
    Görəsən, özünlə birgə qalanda,
    Hərdən düşürəmmi sənin yadına?!

    Sənsiz qaldığımdan üç il də keçdi,
    Getdi ömrümüzdən üç qış, üç bahar.
    Bu sevgi nağıl tək keçmişə köçdü,
    Geriyə mən qaldım, bir də almalar…

  • Abdulla MƏMMƏD.”Əllərim bulaşır göz yaşlarına”

    abdullamuellim

    Dəyişən bir sənsən,bir də ki zaman,
    Yer də həmən yerdir,göy də həmən göy.
    Sənin bu dünyayla işin olmasın,
    Yetər,deyindiyin arxasınca hey!

    Bir damla göz yaşın sonda ölən köz,
    Dilinlə gor eşmə ürəyim də sən.
    Dünən sevincimə şərik olan,qız,
    Bu gün kədərinlə ürəyimdəsən.

    Əllərim bulaşır göz yaşlarına,
    Alın yazısıdır-göz yaşı deyil.
    Qucub dizlərini hönkürmə belə,
    Dizlərin eşqinə baş daşı deyil.

    Azərbaycan.Quba.

  • Abdulla MƏMMƏD.”Tanrım,məni o dünyaya bağışla”

    abdullamuellim

    Bu dünyanı talan-saldı düyünə,
    Allı-güllü yalan saldı düyünə.
    Köçən köçdü,qalan qaldı bu günə,
    Tanrım,məni o dünyaya bağışla.

    Kimə baxsan-ürək dolu,göz dolu,
    İş görəndən vəd verən çox-söz dolu,
    Sevinənim,gülənim yox göz dolu,
    Tanrım,məni o dünyaya bağışla.

    Nə insaf var,nə mürvət var dünyada,
    Haqqı danan hərəkət var dünyada,
    Daşdan çıxan bərəkət var dünyada,
    Tanrım,məni o dünyaya bağışla.

    Əsəbini çəkmə belə tarıma,
    Ölüm haqdır-Haqqı danıb zarıma!..
    Bu dünyada bu üz ki var-qarımaz,
    Tanrım,məni o dünyaya bağışla.

    Ürəkli yox dayaq olsun birliyə,
    Yersiz gəlib divan tutur yerliyə.
    Dünya dərdmi,dərdmi dönüb sərgiyə?!
    Tanrım,məni o dünyaya bağışla.

    Yaxşı nə var-yığışır əl-ayağı,
    Məzarlaşır mərd böyüdən qucağı.
    Dərd üyüdən dəyirmandır ocağım,
    Tanrım,məni o dünyaya bağışla.

    Bu dünyanın əzabı bol qəbirdən,
    Kəfəni al,mayası tərs xəmirdən,
    İkiəlli yapışdığım səbirdən,
    Tanrım,məni o dünyaya bağışla!

    Azərbaycan.Quba.
    16.09.2000.
    Ps. 21-23.07.2001-ci ildə “Ekspress” qəzetində çap olunmuşdur.

  • Gənc rəssamlar üçün açıq müsabiqə: ARTIM-2017

    1230

    YARAT Müasir İncəsənət Məkan yerli yaradıcı fərdləri ARTIM-2017 layihəsində iştirak etməyə dəvət edir.

    İncəsənət Məkanından AZƏRTAC-a bildirilib ki, layihədə bütün növ təsviri sənət kompozisiyaları ilə iştirak etmək mümkündür və eyni zamanda hər kəs üçün açıq və ödənişsizdir.

    Layihənin başlıca məqsədi, ölkənin gənc nəslinin istedadlı nümayəndələrini incəsənət sahəsində karyera qurmağa təşviq etmək, habelə Azərbaycanın gənc rəssamlarına peşəkar səhnədə öz əsərlərini nümayiş etdirmək üçün müvafiq şərait yaratmaqdır. ARTIM layihəsinin İçərişəhərdə peşəkar sərgi məkanı var. Bu məkan, eksperimentlərin aparılmasına və əsərlərin peşəkar səviyyədə nümayişinə imkan verən platforma qismində çıxış edir.

    YARAT təşkilatı müsabiqənin nəticələrinə dair seçilmiş rəssamları 2016-cı il oktyabrın ortalarında elan edəcək. Proqramda seçilmiş sənət əsərləri ARTIM Layihə Məkanında nümayiş etdiriləcək. ARTIM Layihə Məkanının qaydalarına görə layihəsində iştirak etmək istəyən namizədlərin yaşı 18-dən aşağı olmamalıdır. Namizəd öz layihəsini təqdim etdikdən sonra, YARAT tərəfindən müvafiq razılıq olmadan əsaslı şəkildə layihənin ideyasını dəyişdirə bilməz. Ərizələrdə həm sərgi xarakterli, həm də maarifləndirici komponentlər əks olunmalıdır. Hər bir seçilmiş iştirakçı VOEN və bank hesabına malik olmalıdır. YARAT hər bir seçilmiş layihəyə kuratorluq və inzibati dəstəyini göstərəcəkdir. YARAT layihə üzrə işlərin gedişatı ilə əlaqədar müəllif ilə davamlı məlumat mübadiləsini təmin edəcək. Layihənin başa çatdırılmasından sonra iştirakçılar layihə üzrə müvafiq hesabat təqdim etməlidirlər. Həmin hesabatda büdcəni tam əhatə etməklə hansı hədəflərə nail olunduğu haqqında məlumat öz əksini tapmalıdır. YARAT əsərlərin bütün reproduksiya formalarında (o cümlədən, kataloqlar, təqdimatlar və bukletlər də daxil olmaqla) dərc etmək, əsərlərdən reklam və məlumatlandırıcı materiallar (açıqcalar və plakatlar) məqsədilə istifadə etmək hüququna malikdir. ARTIM layihəsi çərçivəsində yaradılan əsərlərin müəllifləri öz əsərləri üzərində müəlliflik hüququna malikdirlər. YARAT əsərlərin digər layihələr üçün istifadə olunması hüququna malikdir. YARAT-ın nəzarətedici heyəti layihə tələblərinə cavab verməyəcəyi təqdirdə və yaxud qeyri-məqbul hesab ediləcəyi təqdirdə, iştirakçını kənarlaşdırmaq hüquqlarına malikdir.

    Qaydalara görə CV, portfolio və doldurulmuş müraciət forması artim@yarat.az email ünvanına göndərilməlidir. Ərizələrin son qəbul tarixi sentyabrın 30-dəkdir. Əlavə suallarla bağlı YARAT Müasir İncəsənət Məkanının Proqramlar üzrə koordinatoru Azər Abdullayevlə əlaqə saxlamaq mümkündür (azer.a@yarat.az) .

    ARTIM Layihə Məkanının əsas məqsədi gənc və istedadlı nəslin motivasiyası və inkişafına istiqamətləndirilmiş peşəkar platformanın yaradılması, incəsənət təhsil ocaqlarının tələbə və məzunlarının yeni eksperimental layihələrinə dəstək verməsini öz öhdəsinə götürür.

    YAY Qalereyası Bakının tarixi məkanı, UNESCO-nun Dünya İrs Siyahısına daxil edilmiş obyektlərin arasında olan İçərişəhərin mərkəzində yerləşir. Qalereya YARAT qeyri-kommersiya təşkilatı tərəfindən Azərbaycan incəsənəti üçün infrastrukturun dəstəklənməsi məqsədilə 2012-ci ildə təsis edilib. Qalereya sosial müəssisədir, YAY (“yaymaq” sözündəndir, ötürmək, çatdırmaq mənasında) satışlardan əldə olunan bütün gəlirləri rəssamlar və YARAT təşkilatı arasında bölüşdürür.

    YARAT Rezidentura Proqramı müxtəlif sahələr üzrə açıq, tədqiqata əsaslanmış təcrübəyə malik və bizim regionu kəşf etməkdə maraqlı olan rəssamlar üçün nəzərdə tutulub. Proqram üç ay ərzində iştirakçılara öz əsərlərini hazırlamağa və çoxsaylı rəssamlar, kuratorlar və kolleksiyaçılar ilə dialoq aparmağa imkan yaradır. Rezidentura proqramının sonunda hazırlanmış sənət əsərləri ARTIM Layihə Məkanında nümayiş olunur.

    Mənbə: http://www.azertag.az

  • Hasan AKAR.”DOĞDUĞU TOPRAKLARA, NİKSAR’A HASRET BİR ŞAHSİYET”

    hah

    GAZETECİ AHMET GÜNER ELGİN

    “15 Temmuz 2016 Cuma günü akşamı, Türklüğün ve İslamiyet’in bayraktarlığını yapan ,şehit kanlarıyla sulanmış son kalemiz aziz vatanımızın, Türkiye Cumhuriyeti’nin parçalanması için dış kaynakların talimatıyla cereyan ettirilen darbe teşebbüsünü şiddetle kınıyor, olaylarda görevleri başında şehadet şerbetini içen güvenlik mensuplarına, milli iradenin yaşaması için canlarını feda eden vatandaşlarımıza Yüce Mevla’dan rahmet diliyorum.”
    Niksar ve Erzurumlu Emrah’la ilgili pek çok çalışmaya imza atmış olan rahmetli Mustafa Necati Elgin’in (1907-1977) oğlu Ahmet Güner Elgin’le 2015 Ramazanında aldığım randevu üzerine İstanbul-Şişli’de bir alışveriş merkezinin kafeteryasında buluştuk. Daha önceki yıllarda telefonla görüşüp Niksar’la ilgili pek çok belge ve fotoğrafı bize gönderen, hatta babasının arşivindeki el yazması Erzurumlu Emrah Divanı’nı Konya’daki dostlarından temin etmemize yardımcı olan, Niksar Belediyesi kültür yayını olarak basımına katkıda bulunan ELGİN’le karşı karşıyaydık artık. Aslında önceki yıllarda Erzurumlu Emrah ve Cahit KÜLEBİ etkinliklerine Niksar Belediyesi tarafından onur konuğu olarak davet edilmişti ama sıhhati yolculuğa elvermeyince gelememişti.
    Ahmet Güner Elgin, 13 Ocak 1932 tarihinde Niksar Melik Gazi Mahallesinde doğmuş, hayatı çok değişik olaylarla geçmiş, babasının 1939 depremi sonrası tayininin Konya’ya çıkması üzerine ilkokul yıllarında bu güzel şehirden ayrılmıştır. ELGİN’in bir daha da Niksar’a gelmesi hayal olmuş ama ümidini de her şeye rağmen kaybetmiş değil. Şimdi İstanbul’da, hatıralarıyla tek başına mütevazı hayatını sürdürmeye çalışıyor.
    Onunla üç saate yakın oturup sohbet ettik, sıkılmadı. Yorulduysanız kalkalım sözlerime gülümseyerek itiraz etti. Ben bir daha Niksar’ı kiminle yaşayacağım diyerek hatıraların içine daldı gitti. Dolayısıyla biz de sözü, Kelkit Irmağında hatıralarıyla yüzmeye başlayan Ahmet Güner Elgin’e bıraktık:
    “Babam, Niksar Melik Gazi İlkokulunda öğretmendi. İyi bir tahsil görmüş olan annem Ankara Numune Mektebi mezunuydu. Annem Semiha Elgin’in babası Osman Özbek askerdi. Dedem, Çerkez Şabanoğullarından. Topal Osman’la beraber Karadeniz’in Rum eşkıyalarından temizlenmesinde çalışmışlar.
    Babamın vazifesi nedeniyle ben de Melikgazi İlkokulu’nda altı yaşında başladım eğitime. İlkokul birinci sınıfta iken 26 Aralık 1939‘da deprem oldu. Durduğumuz kiralık ahşap ev şehrin tanınmış şahsiyetlerinden Mustafa Özdemir’e aitti; çok az hasar gördü ve ev yıkılmadı. Annem gece karanlığında bizi hemen evden çıkarıp dışarıya attı. Dolayısıyla bizim aileden bir kayıp olmadı.
    Deprem sırasında babam yanımızda değildi. Devlet tarafından Reşadiye Bereketli İlkokulu’nda kurucu müdür olarak görevlendirilmişti. Bizleri Kelkit Irmağı yakınına topladılar. Tabii her taraf kar, kış ve soğuk. Her tarafta ölü ve yaralılar vardı. O zaman bütün Niksar halkı gibi bizler de epeyce sefalet ve sıkıntı çektik, devlet yok, yardım yok. Herkesin psikolojisi haliyle bozuk kendi imkânlarıyla yaralarını sarmaya çalışıyordu. Kilimlerden, halılardan çadırlar yapıldı. Çocuk halimle doksan sarsıntı saydım.
    Babam on sekiz gün karadan yürüyerek perişan bir halde Reşadiye Bereketli’den Niksar’a ancak gelebildi. Zira yollar yarılmış, arazi bazı yerlerde parça parça olmuştu. Yolda gördüklerine ailemizi sormuş .”Oğlun Güner’i çadır kenarında gördük” deyince sevinip, dua etmiş. Kendi kendine depremden hiç değilse o kurtuldu demiş.
    Depremden bir zaman sonra Cumhurbaşkanı İsmet Paşa, trenle Turhal’a gelmiş. Niksar’ı merak etmiş. Paşam oraları iyi bilen Öğretmen Necati Bey var, o sizi karşılamaya geldi demişler. Babam beni de yanında götürmüştü çok üşüdüm. Ancak babamla o görüşme gerçekleşmedi. Biz de her tarafı muhafazalı bir faytonla döndük.
    Halk oldukça perişan, cenazeler kaldırılamıyor. Babam: Bu böyle olmaz. Bu şartlarda ne yaparız buralarda diyerek çareler aramaya başladı.
    Annemin babası o dönem Konya Askeri Silah Fabrikası Müdürüydü. Hemen ona bir mektup yazdık. O da cevaben, hemen Konya’ya gelin, oralarda perişan olmayınız dedi. Bu sırada babamı Tokat Valiliği Deprem Bölgesi Komitesine aldılar. Dolayısıyla babam da ailemizi Tokat’a gönderdi.
    Gece yarısı Kelkit Irmağı’ndan geçeceğiz, köprü yıkılmadı ama hasarlıydı. Şoför, dikkatli geçelim deyip dualarla kamyonla karşı tarafa geçtik. Tokat’ta akrabalarımız vardı. Onlarda birkaç gün kaldık. Sonrasında Ankara üzerinden Konya’ya otobüsle geldik. Annem başımızda, dedeme kalıcı misafir olduk.
    O sırada ülkenin her yanında depremzedelere yardımlar başladı. Üzerimizde doğrusu giyecek bir şeyimiz yoktu. Biz de Vilayete giderek üzerimize uygun elbiseler aldık.Ayrıca reçel,peynir,yağ gibi iaşeler de verdiler.
    Ninem, hoş bir kelime değil ama Nemrut misali üvey bir kadındı. Bize pek rahatlık vermedi desem yeridir. Beni Kurtuluş İlkokuluna 2.sınıfa kaydettirdiler. Ama depremin üzerimdeki şokunu hâlâ atlamamıştım.
    Öğretmenim bayandı. Henüz bir iki gün olmuştu okula başlayalı. Bir gün tahtaya geç bakalım diyerek elime tebeşir verdi. Adını soyadını yaz dedi. Çok güzel yazmış olmalıyım ki gülümsedi. Evladım nereden, niçin geldiğini de yaz dedi.
    Niksar’dan zelzele dolayısıyla geldiğimizi yazdım. Yazımı çok beğendi, birazda yazdıklarımdan etkilenmiş olmalı ki beni en ön sırada bir askeri paşanın oğlu olan Sedat adında bir arkadaşın yanına oturttu. Öğretmen artık ders anlatırken bana bakıyor, ben de onu dikkatlice dinliyor, haydi kim anlatacak benim anlattığımı deyince tahtaya kalkıyor anlatıyordum. Öğretmenin en has talebeleri arasına girmiştim. Evine giderken bir çocuk için çok büyük bir mutluluk olan öğretmenin çantasını ben götürüyordum.
    Üçüncü, dördüncü ve beşinci sınıfları aynı okulda Adalet Hanım’da okudum. O sırada biz de dedemin evinden çıktık. Babamın Tokat’tan gönderdiği parayla ev kiraladık. Sonra babam da Konya’ya geldi. Onu Mevlana Müzesi yakınlarındaki Dumlupınar İlkokulu’na verdiler.
    O yıllarda koca şehirde tek bir ortaokul vardı. O da Konya Hapishanesi yanında idi. İkinci Dünya Savaşı dolayısıyla Almanların zirvede olduğu yıllardı. Almanca ve Fransızca popüler diller arasındaydı. Ortaokul Müdürü kayıt sırasında sordu hangisine yazalım diye. Taşradan gelmiştim dolayısıyla utangaçtım. Sesimi çıkarmayınca:
    -Seni Almanca diline kaydediyorum. Dedi.
    Babam evimizi zar zor geçindiriyordu. Düşünebiliyor musunuz, okul yıllarında hiç bir zaman ceketim, pantolonum olmadı. Gri bir gömlek, forma ile soğuklarda okula gidip geldim, bu sıkıntılara rağmen okulu başarıyla bitirdim.
    On beş yaşına geldiğimde artık şehrin tek lisesi olan Konya Lisesi talebesi olmuştum. Ülkemizin daha sonra Başbakanı ve Cumhurbaşkanı olacak olan Turgut Özal ve müzik alanında kendi dalında sayılı şahsiyetler arasında yer alan Dr. Alaattin Yavaşça da aynı okuldaydı.
    Konya zamanla bizi kabullendi. Okulda ve diğer çalışmalarımda liderlik özelliğim ortaya çıktı. Elbette bu beni çok mutlu etti. Karma bir sınıfta okuyorduk. Sadece bir kat elbise alabilmişti babam. Zira diğer kardeşlerimde okuyorlar babam zor yetiştiriyordu.Sporda da özellikle futbolda yetenekliydim.Başka mahallelerden beni oynamam için ısrarla arıyorlardı. Tabi o zaman futbol sahaları kısıtlı biz de boş arsalarda maç yapıyorduk.
    Daha çok yazar olarak tanınan Ayhan Sarıismailoğlu hem okul hem de futbol takımından arkadaşımdı. Sonraki yıllarda Bodrum’da karşılaştık. Yanında Vecihi Ünal da vardı. Ona:
    -Biliyor musun Vecihi, bu Güner var ya, Pele gibi bir futbolcuydu. Onu hep büyük bir takımda oynar diye bekledim. Diyerek beni onurlandırdı.
    Deprem beni hep liseye gelinceye kadar yabancılaştırmıştı. Babam Konya Halkevi’nin değişmez mensubuydu. Halkevinin kütüphanesini bir nöbetçi gibi genellikle bana teslim ederlerdi. Veli Efendi oranın müdürü idi ama sorumlusu sanki bendim. Zamanına göre ülkemizin araştırmacılar tarafından bilinen on bin ciltlik bir kütüphanesiydi. Bu yüzden babamın sayesiyle pek çok sosyal etkinliğe katıldım.
    -Bir gün babam:
    -Oğlum keman öğrenmek ister misin diye sordu.
    Müzik Öğretmeni Arif Şahap Oktar, bana eski bir keman verdi, çocuk orkestrasına girdim. Futboldan sonra müzik ikinci alanım oldu. O yıllar CHP’nin hükümet olduğu tek partili dönemdi. Radyolarda ve çeşitli programlarda hep Batı Müziği çalınırdı. Türk Müziği adeta yasak gibiydi. Halen evimde 500’e yakın Türk ve Batı Müziğini içeren disket ve cd koleksiyonu mevcut. Hepsinin yeri ayrıdır. Bana bunların bir hayli faydası da oldu. Batıya gittiğim zaman onların bize bakış açılarını Batı Müziğindeki bilgimle ezmeyi başardım.
    Düsseldorf’da bulunduğum zaman bir sergi açılmıştı. Almanya’nın bir bursunu kazanmış gitmiştim. Sergiye de yine bir Alman komşumla gitmiştik. Kokoska’nın Sergisi. Ben ise Bonn’da oturuyordum. Arkadaşım:
    -Kokoska’yı nerden biliyorsun? Diye sorunca:
    -Ben de iki tane albümü var. Diye cevap verince derin derin yüzüme baktı.

    Liseyi bitirince olgunluk imtihanları vardı. Edebiyat, Matematik, Tarih gibi üç dört dersten.İyi bir derece ile liseden mezun oldum.Babam o dönem Mevlana Müzesi’ne uzman olarak geçmişti.Lise İmtihan neticelerinin asıldığı duydum önce Halkevi’ne babamın yanına uğradım.Amcam da kardeşini ziyaretine gelmişti.Orada babamın arkadaşlarından Necdet Bey bir şeyler anlatıyordu.Babam bana dönerek:
    -Sen neticeleri almadın mı? Diye sordu.
    -Gitmedim baba. Dedim.
    -Necati, oğlun pekiyi ile geçmiş deyince hepimiz sevindik. Teşekkür ederek ellerinden öptüm. Haydi, artık üniversiteye hazırlan diyerek tebrik ettiler.
    Üniversite konusunda hayatımın en büyük yanlışını yaptım. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne hem de burslu olarak rahatlıkla girebilirdim. O zaman hiçbir araştırma yapmadım. Biraz da babamın dolduruşuna geldim belki. Hazırlan dedi. Beni zengin aile çocukları ile İstanbul’a kabiliyetimden istifade amacıyla yönlendirdiler. Sakin olamadım o dönemde. Bana arkadaşlarım ve çevremiz, Güner Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne mi gidiyorsun dediler hep.
    Bu babamın bir yanlışı oldu. Veresiye Bir pardösü aldı. Kayıt zamanı Konya’dan trene binip yirmi dört saatte denklerin, bagajların üzerinde oturarak, sefalet içerisinde İstanbul Haydarpaşa’da indik. Artık İstanbul Hukuk Fakültesi’ne kaydolmuş, İstanbullu olmuştum. CHP’nin tek parti iktidarındaki baskısının yoğun olduğu bir dönemdi. Bütün bunlar hayatımda derin izler bıraktı. Fakülte binaları henüz yeni yapılmıştı. Konya’dan iki arkadaşım vardı. Konya Yurdu vardı ama babam nedense ihmal davrandı bir telefon bile açmadı orada kalmam için.
    Bugün hala aklımdadır, Laleli’de kırk beş liraya bir ev tuttuk. Ev arkadaşlarımdan birinin ailesi oldukça zengindi. Yemekleri Konya Yurdunda ücretli yiyor beş lira imtihan harcı yatırıyordum. Babamın gönderebildiği yüz lira ucu ucuna yetiyordu. Para gelmese bizim için büyük tehlike. Gözümüzde çok büyüttüğümüz umutlarla girdik üniversiteye. Toplantı, kitap, konferans benim ligi alanımdı. İmtihanlara bir hafta kala ders çalışmak bana yetiyordu.
    Ali Fuat BAŞGİL Hocamız da dersimize geliyordu. Yurt arkadaşım olan zengin çocuğu benim arkamda oturuyor, benden yararlanıyor amfide. Teşkilat-ı Esasi Dersine giriyordu. Onun dersine özel olarak çalışırdım saygımdan. Okul yıllarında haliyle gazeteciliğe heveslendim. Üçüncü sınıfa geçtiğimde nemrut, alçak bazı hocalar geldi. Umumi Hukuk Tarihi hocam geldi. Sadece sidik yarışı yapan, kopya kitaplar çıkarırlardı. Yüz yirmi kişiden beş kişi ancak geçiyordu.Tartışmaya sokmazlardı asla işte böyle bir üniversitedeydim.
    Dördüncü sınıfta dışarıdan para kazanmaya başladım. Beşiktaş’ta İnönü Stadyumu’nda 1957 yılında bir İtalyan müteahhidin yanında çalıştım. Almanca mütercim olarak Yugoslav işçilere yardımcı oluyordum. Bu arada İtalyanca da öğrendim. Ayda üç yüz dört yüz lira alıyordum. Babama bana artık para gönderme dedim.
    Bir yandan da gazetecilikle ilgilenmeye başladım. Sinema bilgim çok iyiydi. O yıllarda “Düşünen Adam “adında bir dergi çıkıyordu. Derginin film eleştirmeni oldum.Oradan da ayda elli lira verdiler.Velhasıl ekonomik durumu epeyce düzelttim.O arada bazı tanınmış şahsiyetlerle tanıştım.Bunlardan Gazeteci Selahattin ŞAR bana:
    -Para kazandırmayan işleri bırak. Sen kabiliyetli bir insansın. Bizim gazeteye alayım diyerek Yeni İstanbul Gazetesi’ne götürdü. Yayın Müdürü Argun Berker’in odasına geçtik. Biraz sohbetten sonra Selahattin Şar, yayın müdürüne:
    -Bana ileride teşekkür edeceksin, istediğin yerde rahatlıkla değerlendirebilirsin. Arkadaşım genel kültür, spor, sinema ve siyasette yetenekli dedi.
    Gazeteye gittiğimiz gün Kanada’da altız bebekler doğmuştu. Bana bu habere bir başlık at deyince dört ayrı başlık attım. Aferin delikanlı, beğendim seni diyerek işe başlattı.
    Bu arada askerlik görevimi de aradan çıkarmak istedim. Babam da bir an önce askerliğimi yapmamı istiyordu. Yedek subaylık için mülakata gönderdi. Kazanınca uçaksavar sınıfına ayırdılar. Maalesef o vakitte torpil işliyordu. Altı ay İstanbul Tuzla’da grup çavuşluğu yaptım. Bu arada kura çektiler ama ben hasta olduğum için kuramı komutanım çekmiş. Zonguldak ili çıkmış. Kendisinin de ilk görev yeriymiş, arkadaşlar selam ve tebriklerini ilettiler. Bir yıl kadar da Zonguldak’ta dağlarda uçaksavar teğmenliği yaptım.
    Askerlik bitince yine İstanbul’a gelerek Yeni İstanbul Gazetesindeki işime devam ettim. Bunu Son Havadis Gazetesi’nde Genel Yayın müdürlüğü ve köşe yazarlığı takip etti. Daha sonra Milliyet, Tercüman, Öncü, Sabah, Bugün, Kurultay, Ortadoğu Gazetelerinde çalıştım.(Ortadoğu Gazetesi’nin Ömer Öztürkmen’le beraber sahipliğini yaptım)Daha sonra Konya Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü’ne getirilecek olan Erol Güngör’le de çalıştık. O farklı bir insandı, üniversiteyi halkla bütünleştiren nadir bir rektördü. Hatta bir Konyalı Rektör Prof. Dr. Erol Güngör’ün makam arabasını namaz için bir caminin arka kısmına çektirdiğini görünce yanına giderek: Böyle bir adama canımızı veririz diyerek Konyalıların hissiyatına tercüman oldu.Üniversitenin gelişmesi için kurulan vakfa Konyalılar onu çok sevdiklerinden çok yardım ettiler.İstisnasız misafirlerini makamında değil kapıda karşılayacak kadar güzel bir insandı.Rektörlüğü sırasında Feyzi Halıcı onu çok yorar ben de kızardım.Zira ailecek kalp hastasıydılar.Zaten zamansız bir yaşta kaybettik.
    Gazeteciliğim sırasında çok ödüller aldım. Burhan FELEK Meslek Ödülü sahibiyim.
    Şimdi kendi imkânlarımla bir ticari kuruluşun içindeyim. Eşim Dr. Gülay Elgin’i kanser hastalığından kaybettim. Geç evlenmiştim elbette bir çocuğumuz olsun istedik ama olmadı şimdi yalnızım artık. Hayatta şu an iki kardeşim var. Şahika 1934, Zuhal Çehreli 1936 doğumlu. Zuhal ara sıra evime gelip gerekli yardımı yapıyor. Şahika ise İzmir’de yaşıyor”
    İşte böyle hocam diyor ama hatıralar da sessizce akıp gidiyordu yılların ötesinden, İstanbul’dan Niksar’a. Sohbette unuttuklarımız oldu mu soruma: Evet, kısaca da olsa Cahit KÜLEBİ’den bahsetmek isterim. Cahit, babamın öğrencisi idi sanırım evleri de bize yakındı. Munise Babaannem, babama Cahit’i gönder de su taşısın. Diyerek bazen evimize su getirtirdi.
    Teşekkür edip kucaklaşarak veda ettik birbirimize, Niksar’a hasret bu değerli insana…

  • Genç yazar Kenan Aydınoğlunun “Kardelen” dergisinde yayınlanan şiiri

    kardelen88

    Destanlar bu toprağa düzülendi bildim ki,
    Dünyanın güzel şiiri Yunus Emre’den geldi.
    Göz yaşına dönüştürülüp süzülende bildim ki,
    Dünyanın güzel şiiri Yunus Emre’den geldi.

    “Sübhanallah” deyince nurlu gözleri dolan,
    Rumi’nin meclisinde yine ilk bahar olan,
    Derin bir felsefenin karanlığına dalan,
    Dünyanın güzel şiiri Yunus Emre’den geldi.

    Her mısraı gevherdin, topraktan daha dolgun,
    Yanakları laleden, inciden daha solgun.
    Türk’ün evladı yine baktığımızda gizli-gizli,
    Dünyanın güzel şiiri Yunus Emre’den geldi.

    Yılların arkasında candakı ruhu gördüm,
    “Kur’an-ı Kerim” de ben Adem’le Nuh’u gördüm.
    Harayı arşa ulaşan figanla ahu gördüm,
    Dünyanın güzel şiiri Yunus Emre’den geldi.

    Ahmed’in mektupları sızıldadı tar gibi,
    Bağlandı Hak dinine Hakkı seven yar gibi.
    Allah’ı seven kalbe elendi bir kar gibi,
    Dünyanın güzel şiiri Yunus Emre’den geldi.

    Dağılanda gözümden özlem, ayrılık, üzüntü,
    Sevdim Seni toprağa akan göz yaşı kadar.
    Bir öyle, bir obaya yaygınlaşsın bu hoş haber:
    Dünyanın güzel şiiri Yunus Emre’den geldi.

    Azerbaycan türkcesinden Türkiye türkcesine çeviren:

    Kamran MURQUZOV
    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Sözcüsü ve Çevirme bölümünün Baş editörü

  • Mais TƏMKİN.”Gəl, hakim ol ürəyimə”

    10646868_273655359498567_6620189188081019440_n

    Sənin kimi bir mələklə,
    Ömür sürəm xoş diləklə.
    Mən ömrünü gül-çiçəklə
    Gərək bəzəyəm, qadası.

    Uzaqdasan, yetmir əlim,
    Bir gün səslə, uçub gəlim.
    Bir az çılğın, bir az həlim,
    Bir az məzəyəm, qadası.

    Tapıb bir yol ürəyimə,
    Gəl, sakin ol ürəyimə.
    Süzülüb dol, ürəyimə,
    Könlü kuzəyəm, qadası.

    Sözümdə bütövəm- tamam,
    Bu sevdada yanan şamam.
    Deyirsən eşqimdə xamam,
    Axı təzəyəm, qadası!

  • Harika UFUK.”Adam olma günü”

    huh

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Türkiye temssilcisi

    Sevgililer Günü, Anneler Günü, Babalar Günü, Öğretmenler Günü, Eczacılar Günü, Tıp Doktorları Günü, Hemşireler Günü, Emekçi Kadınlar Günü, Çalışan Gazeteciler Günü, Dünya Su Günü… Günler, günler, günler… Daha önce Ev Kadınları Gününü önermiştim ama pek ses çıkmamıştı. Yine de hatırlatmakta fayda görüyorum. Bir kez daha düşünün.

    Sözüm yok bu günlere, kutlayan kutlasın da çok önemli bir gün atlanmış. Her mesleğin, her şeyin günü var da bir adam olma günü yok! Oysa en çok ihtiyaç duyduğumuz şeydir adam olmak… Ama bir gün değil, yılın her günü, her saati adam olmak gerekir. Yoksa bir tek gün kuyumcuları, çiçekçileri, restoranları, pastaneleri ziyaret etmekle olmuyor bu işler… Adam olmak ince sanat, sanatın daniskası, alası…

    Adam olmanın okulu yok, insanın içinden gelecek. Ailesinden öğrenecek öncelikle adamlığın inceliklerini… Mesela baba, anneyi dövmeyecek. Ona hakaret etmeyecek. Karısına sevgi, saygı göstererek yeni yetişen oğluna örnek olacak. Dürüstlüğü, efendiliği öğretecek. El âlemin kızına karısına sarkmamayı öğretecek ama bunları kendi hayatında uygulayacak da… Yoksa “Hoca verir talkını, kendi yutar salkımı…” türünden olmayacak.

    Anne de kızını ezmeyecek. Mesela:
    – Kızım, ağabeyine sofra hazırla.
    – Neden, kendi hazırlayamıyor mu? İkimiz de aynı anda okuldan geldik. Beraber hazırlasak olmaz mı?
    – Sen kızsın. Sen hazırlayacaksın. O erkek…
    – Kızım, ağabeyinin ütüsünü yap. Gömleğini, pantolonunu ütüle. Pantolona çift çizgi yapma, geçen seferki gibi…
    – O, neden kendi pantolonunu ütülemiyor? Eli kırık mı?
    – Çok konuşma, sus ve annenin sözünü dinle bakayım. Kız kısmı itaatkâr olur. İtiraz istemem.
    – Peki…

    Bu diyalog böyle sürüp gidecek olursa kolay kolay adam olamayız. Kız çocuklarımız erkeğe hizmet etmek üzere programlanacaksa erkek de her şeyi kendi hakkı bilecektir. Kızlar bir erkekle konuştuklarında hakaret yaşarlarken erkeğin alkışlanması da bu ikileme bir örnektir. İşin tuhaflığı, çelişkiler buradan başlıyor zaten…

    Eşit olmak dururken üstünlük taslamak da neyin nesi? Kimse kimseyi ezmesin, üzmesin. Adam olmanın cinsiyeti olmaz. O halde kadın da olsak erkek de olsak adam olmayailk önce kendimizden başlamalıyız.

    Adna.10.02.2015.SAAT:15.05

  • Harika UFUK.”Aşktır Toroslar”

    huh

    Azerbaycanın Kültür ve Edebiyat Portalının Türkiye temssilcisi

    Bir başka güzellik vardır baharda
    Her mevsim sevdadır, aşktır Toroslar…
    Yazın da kışın da kar Toroslarda…
    Her mevsim sevdadır, aşktır Toroslar…

    Yeşilin her tonu bulunur onda,
    Cıvıldaşır kuşlar her mutlu sonda,
    Mangallar yakılır karlarda donda,
    Her mevsim sevdadır, aşktır Toroslar…

    Kaç kaç’ta yurt olmuş gazilerine,
    Sırtını yaslamış mazilerine,
    Doyulmaz patika gezilerine,
    Her mevsim sevdadır, aşktır Toroslar…

    Görkemli zirvene âşık gözlerim,
    Çıksam izin vermez, ağrır dizlerim,
    Yamacında gezer doruk özlerim,
    Her mevsim sevdadır, aşktır Toroslar…

    Harika ülkemin heybetli dağı,
    Kalbimi hapsetti sevdanın ağı,
    Sevip sevilene açık kucağı,
    Her mevsim sevdadır, aşktır Toroslar…

    Adana.28 Mayıs 2015.Saat: 10.30

  • Şəfa VƏLİYEVA.”Fərid Hüseynlə İstandulda”

    1915291_748109358667106_2463672035380493579_n

    “Gənc Ədiblər Məktəbi”nin müdavimi, AYB və AJB üzvü,
    Prezident təqaüdçüsü, Gənclər müfakatçısı

    Şəfa VƏLİ
    (AYB və DGTYB üzvü)

    Xeyr, mən Fərid Hüseyni şəxsən tanımıram! Onun şeirlərini oxumuşam, sadəcə. …qəribədir ki, bu an özümü İstanbuldaymışam kimi hiss edirəm. Özü də ən qəribəsi budur ki, mən Atatürk hava limanındakı kiçik masaya söykənib tünd qəhvə içə-içə iki qitəni birləşdirən körpünün üstündə Fərid Hüseynin necə ağır-ağır addımladığını görürəm… Sonra sahilə enir, balıqçı restoranı tapıb masanın kənarında əyləşir, üzünü qarşısındakı boşqaba tutub İstanbulla danışır, sanki başını yuxarı qaldırıb İstanbulun gözlərinin içinə baxmağa cəsarəti yoxdur:

    Istanbul,
    Yeddi təpəlik qaranlığın var,
    Dənizlərin ümidgahıdı limanlar,
    Sular sahilləri qoynuna alıb yatar.
    Mənsə…
    Durub o boyda
    Yolu yora-yora
    Sənin balığına limon sıxmağa gəlmişəm.

    Bir axşam da küçələrin qaldırım daşlarında gözlərilə bəxtinin şəklini axtarır. Baxışları boşa çıxsa da ümidlərinin boşa çıxmasını istəmir:

    İçdiyim qəhvələrdən falıma çıxan
    Alagözlü qızı gözləyirəm dayanacaqda.

    Fərid Hüseyn İstanbulun səssizliyini də yaşayır. Baxmayaraq ki, bunu kiminsə bacaracağına mən heç vaxt inanmazdım bu şeiri oxuyana qədər:

    Boğaza getdim-sənsizlikdi,
    Rakıya endim-sənsizlikdi,
    Körpünü keçdim-sənsizlikdi,
    Taksim sənsiz,
    Qadın paltarları sənsiz,
    Bazar sənsiz…
    Balıq bazarında çağırmırlar,
    Kitabçılar tanımır…
    Şəklin yox, səsin yox,
    Deməli,
    Mən gəzməyə yox,
    Səni axtarmağa gəlmişəm!

    Hava limanında Bakıya gələn uçağa minərkən Fərid Hüseyn yenə İstanbula gələcəyini açılıb-yumulan barmaqlarıyla bu şəhərə vəd edir.
    Mənsə, tünd qəhvəni sonunacan içə bilməyib fincanı masaya qoyuram. Gözlərimi yumuram və Fərid Hüseynin etirafını eşidirəm:

    Soruşdum ki, xoşbəxtsənmi, İstanbul?
    Dedin ki, “Sezeni dinləyəndən
    Belə şey soruşmazlar”.

    Gözlərimi açınca özümü netbukun qarşısında bu yazını oxuyarkən görürəm. Və Fərid Hüseynin şeirlərinə qoşulub Misirə, Londona, Moskvaya “getməyim” deyə bir fincan kəklikotu çayı üçün mətbəxə keçirəm.

  • Şəfa VƏLİYEVA.”Mənə yalan danışdılar…”

    1915291_748109358667106_2463672035380493579_n

    “Gənc Ədiblər Məktəbi”nin müdavimi, AYB və AJB üzvü,
    Prezident təqaüdçüsü, Gənclər müfakatçısı

    Mənə yalan danışdılar…
    İnandım…
    Sənsiz ömrün bu başından
    O başınacan qaçdım…
    Sən deyil,
    Məni çobanyastığı aldatdı…
    Sən getdin…
    “Uç-uç baba”lar da qayıtmadı…
    Yay gəldi…
    Hər ad günümdə bir hədiyyə;
    Bir il daha sənsizliyə…

  • Polad SABİRLİ.”Varmış”

    Polad Sabirli

    Aman Allah, ömrümüzün,
    Zili varmış, bəmi varmış.
    Həm sevinci, toy, büsatı,
    Həm kədəri, qəmi varmış.

    Duyğu qəlbin bar-bəhəri,
    Dilimin qəndi, zəhəri.
    Yerli-yersiz həm qəhəri,
    Həm könlün xoş dəmi varmış.

    Gözlər oxdur, qəlb kamanı,
    Qəlbin eşqsiz yox sahmanı.
    Başımın sevgi dumanı,
    Gözlərimin nəmi varmış.

    Kaş sevilsin, sevsin ürək,
    Polad xeyir biç, xeyir ək.
    Aqillərin sayı tək-tək,
    Nadanların cəmi varmış.

    23.03.2015

  • Polad SABİRLİ.”Umacağım yox”

    Polad Sabirli

    Qovurdu qorğatək oynatdı yaman,
    Həyat sıxa-sıxa yaşatdı məni.
    Nə qədər can atdım vermədi aman,
    Güldürə-güldürə ağlatdı məni.

    Sevgidən dolanda gözümün yaşı,
    Dəryanın üstündə şeh imiş sanki.
    Tüstümdən alışdı bağrımın başı,
    Üzümə toxunan meh imiş sanki.

    Özgəyə oxşamaq həvəsi ilə,
    Özümü itirib dönmədim yada.
    Hər kəsə yaxşılıq müjdəsi ilə,
    Əlimi uzadıb yetişdim dada.

    Şərəflə yaşadım, ucaldı başım,
    Əhdə dürüst oldum, sözümə düzgün.
    Məni aldatmadı zənnim, yaddaşım,
    Keçmişdən dərs aldım, gələcək üçün.

    Varmı başa düşən, hanı bəs duyan?
    Mən qayğı göstərdim, qayğı ummadım.
    Üzüm ağ, başım dik, qəlbimdə iman,
    Haqsızlığı görüb göz də yummadım.

    Polad söhbət edir şeirin dilindən,
    Mərhəmət umana qaşqabağım yox.
    Əlhəzər laqeyid, bədxah əlindən,
    Sevgidən savayı umacağım yox.

    03.02.2015

  • Polad SABİRLİ.”Ol”

    Polad Sabirli

    Ürəyimdə dağ olan kəs,
    Kürəyimdə gəlib dağ ol.
    Ay üzümə ağ olan kəs,
    El içində üzüağ ol.

    Daş, kəsək atma önümə,
    Yetiş dada, çat ünümə.
    Şərik oldun xoş günümə,
    Pis günümə gəl ortaq ol.

    Deyə-deyə yalan-palan,
    Keçən keçdi oldu olan.
    Mənəm yanan, qeydə qalan,
    Yaxşı saydın məni, sağ ol.

    Mən incidim, sən incimə,
    Baxıb sevin, dürr, incimə.
    Polad, qoşul sevincimə,
    Xoşbəxt yaşa, min budaq ol.

    27.05.2015

  • Müzəffər MƏZAHİM.”Səcdə qıl”

    mm

    İslamın açarı, sirri namazdır,
    Uca yaradanla o bir təmasdır.
    Sən sığın namaza, tək Allahı gör,
    Aləmlərin rəbbi, ulu şahı gör.
    Haqqa qovuşmağın şifrəsi namaz,
    Allahın ən varlı süfrəsi namaz.
    Burda turlu-türlü hər neməti var,
    Rəhməti, rəğbəti, mərhəməti var.
    Qapısı açıqdır hər zaman, hər an,
    Əliboş qaytarmaz, olma nagüman.
    Qəlbən istəyənin gülər arzusu,
    Artar bərəkəti, daşar ruzusu.
    Dinlə məhəbbətlə azan səsini,
    Bəndənin Allaha eşq nəğməsini.
    Sülhə, hürriyyətə çağrışdır azan,
    Birlik, əminlikdir, barışdır azan.
    Saflığa çağırır müsəlmanları,
    Yoluna qaytarır yol azanları.
    Səcdə qıl müqəddəs qibləgahına,
    Allahın nur seli axsın ruhuna.

    Iyul 2013.

  • Müzəffər MƏZAHİM.”Ürəyi günəş atam”

    mm

    Mən onun evladıyam …
    Zəhmətkeş bir atanın,
    Eşqınin , həvəsinin
    alovuyam , oduyam.
    Nəzərimdə hünərin,
    mərdliyin ,əzəmətin
    ölməz rəmzidir atam.
    Hər yanda , iftixarla
    öyünürəm bu ada.
    Bu ad arxam, dayağım,
    bu ad cəsarətimdir.
    Bu həyat yollarında
    yenilməz qüvvətimdir.
    Bu adın işığında
    gələcəyə baxıram.
    Qürurla səhər- axşam
    mərd əlləri sıxıram.
    O qabarlı əllərin
    torpaq , bərəkət ətri
    mənə həyat veribdir.
    O qabarlı əllərin
    qurub- yaratmaq əzmi
    mənə qanad veribdir.
    Ata-qüdrət qaynağım,
    Ata – yanar ocağım.
    Dözüm ,qüdrət heykəlim,
    təsəlli umacağım.
    Şe’ri, sənəti sevən,
    Işi,zəhməti sevən,
    Hallalığa baş əyən
    bir nəslin oğluyam mən.
    Nəsihət boxçasından
    bolluca pay götürdüm.
    Hörməti , məhəbbəti
    nə dandım nə itirdim.
    Gözləri tox, üzü ağ,
    ürəyi günəş atam.
    Arzusu göylər kimi
    sahilsiz , geniş atam.

  • Aşıq Ədalətin külliyyatı hazırlanır

    azab

    Azərbaycan Aşıqlar Birliyinin (AAB) dəstəyi ilə tanınmış aşıq, Əməkdar İncəsənət Xadimi Ədalət Nəsibovun repertuarı yazıya alınacaq, külliyyatı işıq üzü görəcək.

    Bu barədə AZƏRTAC-a AAB-dən məlumat verilib.

    Aşıq Ədalət saz havalarının bənzərsiz ifaçısı kimi şöhrət qazanıb. Onun ifaları dünyanın bir çox ölkələrində ən mötəbər məclislərdə dinlənilib. Saz sənəti bu böyük sənətkarın sayəsində ən uca zirvəyə çatıb.

    Külliyyatın payız aylarında təqdimatı keçiriləcək.

    Mənbə: http://www.azertag.az

  • Azərbaycan aşıqları beynəlxalq folklor festivalına qatılacaq

    azab

    Rusiya Federasiyasının Dağıstan Respublikasının paytaxtı Mahaçqala şəhərində iyulun sonu, avqustun əvvəllərində keçiriləcək VII “Dağlılar” Beynəlxalq folklor və ənənəvi mədəniyyət festivalında Azərbaycan aşıqları da iştirak edəcək.

    Azərbaycan Aşıqlar Birliyindən (AAB) AZƏRTAC-a verilən məlumata görə 12 nəfərdən ibarət nümayəndə heyətimiz artıq Mahaçqalaya yola düşüb. AAB-nin katibi Məhəmmədəli Məşədiyevin rəhbərlik etdiyi nümayəndə heyətinə aşıqlardan Əməkdar Mədəniyyət İşçisi Haşım Balasıyev, Qələndər Zeynalov, Dəmir Vəliyev, Nəbi Nağıyev, Nazim Quliyev və Babək Şahbazov, balaban ustaları Əziz Ağacanov və Səfər Mehdiyev, nağaraçalan Nemət Rəhimov daxildir.

    Bildirilib ki, aşıqlarımız festivalda geniş proqramla çıxış edəcək, Azərbaycan aşıq sənətinin zənginliyini və möhtəşəmliyini özündə əks etdirən aşıq havalarımızı səsləndirəcəklər.

    Mənbə: http://www.azertag.az